Doluyla gelen çözülme
herkes bana ne olacak diye sorarken
kaybetmeyi ve kaybolmayı göze alamazken
Henüz tam olarak bilmiyoruz, önceki deneyimlerimizle uymayan bir şeyler var demenin kırıklığına katlanmak bu kadar zor olmasa gerek! Bilmemenin acısına, bilememenin şaşkınlığına birlikte katlanabiliriz. Agah Aydın Sevinci elde tutmak için kimi zaman onun uğruna savaşmamız gerekebilir, kendimizi güçlendirmemiz ve silahları kuşanmamız gerekebilir, en akıllıca olduğuna inandığımız yöntemlerle savaşmamız gerekebilir. Kuşatmaya hazırlanmak için geçen süre içinde pek çok konfordan mahrum kalmamız gerekebilir. Uzun dönemler boyunca çoğu şeyden, hatta hemen her şeyden mahrum kalabiliriz, ama sevincimiz olmadan, el yapımı kırmızı ayakkabılar olmadan devam edemeyiz. Vahşi Kadın'ın bireyleşmesindeki ve yeniden ele geöirilmesindeki gerçek mucize, hepimizin bu sürece hazır olmadan, yeterince güçlü olmadan, yeterince bilmeden başlamamızdır; i.imizde hem gıdıklayan hm de gürleyen düşünceler ve duygularla bir dialog başlatmamızdır. Dilin nasıl konuşulacağını bilmeden, tüm yanıtları bilmeden ve tam olarak kiminle konuştuğumuu bilmeden yanıtlar üretiriz... Tutsak olmayı reddedin. İç güdüleriniz dengeye ayarlanmış olsun- beğendiğiniz yere atlayın, dilediğinizce havlayın, var olanı alın, etrafınızdaki her şeyi keşfedin, bırakın gözleriniz duygularınızı göstersin, her şeye baksın, görebileceklerinizi görsün. Kırmızı aykakabılarla dans edin, fakat bunların, ellerimizle yaptığınız ayakkabılar olduğundan emin olun. Yaşam dolu bir kadın olacağınıza söz vrebilirim. Kurtlarla Koşan Kadınlar s: 286-287
Bir kadın, Ölüm adlı bir yolcuyu ateşinin başına buyur eder. Yaşlı kadın korkmaz. Ölümü hem hayat verici, hem de ölüm satıcısı olarak tanıyor gibi görünmektedir. Ölümün, bütün gözyaşlarının ve kahkahaların nedeni olduğundan emindir.
Ölüme yürekten hoş geldin der, onu ' bütün fışkıran ekinlerim, bütün solan tarlalarımla, bütün doğan çocuklarım, ölen çocuklarımla' sevdiğini söyler. Onu tanıdığını ve arkadaşı olduğunu söyler: 'Çok fazla ağlamama ve dans etmeme neden oldun, Ölüm. Öyleyse şimdi sıra kimdeyse seslen! Sonraki adımları biliyorum!'
Sevgiyi üretmek için, eğer seveceksek Ölümle dans ederiz. Orada akış olacaktır, arınma olacaktır, canlı doğum ve ölü doğum ve yeni bir şeyi yeniden doğurma olacaktır. Sevmek, adımları öğrenmektir. Sevgi, üretmek, dansı dans etmektir.
Enerji, duygu, yakınlık, yalnızlık, arzu, usanç, hepsi nispeten sıkıca paketlenmiş döngüler halinde yükselip alçalır. Kişinin yanında olma ve ayrılma arzusu artıp azalır. Hayat/Ölüm/Hayat doğası bize yalnızca bunları dans etmeyi öğretmekle kalmaz, rahatsızlığın çözümünün her zaman karşıtında yattığını da öğretir; öyleyse can sıkıntının tedavisi yeni eylemlerdir, yalnızlığın tedavisi yakınlıktır, kendini cenderede hissetmenin tedavisi münzeviliktir. Kurtlarla Koşan Kadınlar, s: 183
13 Mar 2020
9 Mar 2020
Bir kez ateşe ağlamıştın
Şimdi kaç kere suya
sadece örümcekleri düşünerek uyumuştuk gece
gündüz geçmişti, geçmemiş dolunay hani düzdü, bükülmüş...
2 Mar 2020
İnsanlıktan utanıp yerin dibine girdiğimiz korku ve haset dolu günler...
28 Şub 2020
Balıktı yeni ay
Yağmurla yollara düşen turunçlar gibi ıslak ve parlaktık
İçimiz mutlu süt
Ölü hayvanların koparılmış ölü başları arasında dolanan fareydi heyecanımız
O başları derilerinden ayıran bıçak zihnimiz keskinliğine acırken
Anlamazdı kendi tadını kebap
Hep beraber ölüme acır ama yaşamla tatlanmazdık
Ölümünü bilen yaşam gibi yaşamalarımız ölmüştü
Unuttuk yine dizi izlemek için ve sesli yemek yemek için....
19 Şub 2020
Nesnelerin üretip “konuştuğu” bir dile benzeyen bu az çok tutarlı anlamlar sistemi incelemesi her zaman işlevsel betimlemenin ötesinde Yer alan ve bu “konuşan” sistemden daha kesin bir yapıya sahip olan teknoloji adlı farklı bir yapısal düzlemin varlığını zorunlu kalmaktadır. Oysa bu teknolojik düzlemin bir soyutlamadan ibaret olduğu söylenebilir, zira günlük yaşamda bizler nesnelerin teknolojik teknolojik özelliklerini önemsemeyiz. Oysa bu soyutlama kendisinden kaçmanın olanaksız olduğu temel bir gerçekliktir; çünkü çevremizde gerçekleştirilen radikal dönüşümler bu soyutlamanın bir sonucudur...Nesnenin en somut yanının bu soyutluk olduğu söylenebilir; çünkü teknolojik süreç demek nesnel yapısal gelişim demektir.
Kesinliği tartışılamayacak bir şey varsa o da teknolojik açıdan nesne düzeyinde görülen gelişmelere çok ”önem” verilmesine karşın; sosyolojik ya da psikolojik açıdan gereksinimler ve kullanım alanlarında nesne düzeyinde görülen gelişmelerin hiç “önemsenmemesidir”. Nesne konusunda bize hiç durmadan çekilen psikolojik ve sosyolojik söylevin bireysel ve kolektif söylevle hiç bir ilişkisi olmadığı gibi teknolojik bir “dil” kullanan bu söylevin her zaman tutarlı bir görünüm söylediği söylenebilir. Üretim ve tüketim yoluyla sahiplenilen ve kişiselleştirilen nesnelerin başına gelenleri ancak bu dil ve bu tutarlı teknik modelden yola çıkarak anlayabiliriz.(Jean Baudrillard Nesneler Sistemi s.10-11)
Motor örneği üzerine:
Teknolojiyse yalnızca işlevsel karşıtlıkların daha büyük boyutlu yapılar içinde diyalektik
çözüme kavuşturulduğu bir nesneler tarihinden söz etmektedir. Bir sistemden, daha kusursuz
bir diğerine geçiş; önceden yapılandırılmış bir sistem içindeki bütün yer değiştirmeler;
işlevler konusunda gerçekleştirilen her sentez ortaya bir anlamın çıkmasına ve bu anlamın
da kendisini üreten bireylerden bağımsız nesnel bir ölçüt oluşturmasına yol açmaktadır ki,
böyle bir işi ancak bir DİL üstlenebilir.
Dilbilimsel terimlerden esinlenerek - gerçek nesnelerden farklı olan- bu yalın teknik unsur
lar techneme’ler olarak adlandırılabilir ve teknolojik gelişme bu unsurlar arasında oynanan
bir oyun olarak nitelendirilebilir.
Teknik nesneler ve anlamları arasındaki ilişkiyi analiz edebilir miyiz¿
Bu techneme’lerin daha karmaşık teknik nesneler olarak somut bir şekilde bir araya
getirilmelerini; yalın teknolojik yapılar içinde - gerçek nesnelerden farklı- boyun eğdikleri
sözdizim kurallarını ve dolayısıyla bu nesneler ve yapılar arasındaki karlılıkla anlam
ilişkilerini inceleyen yapısal bir teknolojiden söz edilebilir.
Oysa böyle bir bilim dalı ancak laboratuvar araştırmaları ve üst düzey teknik bilgi
gerektiren aeronotik,astronomik,deniz araçları,büyük yük kamyonları,karmaşık makineler,
vb. Kısıtlı alanlarda belli bir kesinliğe sahip olabilir.
(Jean Baudrillard Nesneler Sistemi
Technéme'ler üstüne oturan bir betimleme ve bunlar arasında kurulacak anlam ilişkileriyle gerçek nesneler dünyasının açıklanabileceği gibi bir umuda kapılmamalıyız; zira bu ancak düşsel bir açıklama olabilir. Technéme’leri astronomideki yıldızlar gibi görebilir, yani Platon’un ifadesiyle: ‘gerçek astronomlara benzemek ve ruhumuzun zekaca gelişmiş yanlarından yararlanmak istiyorsak; gökyüzünde neler olup bittiğine hiç bakmadan onlardan geometrik biçimler olarak yararlanabilirz’(Devlet,1,VII). Böylece bir düşünce, anında nesneleri kapsayan psikolojik ve sosyolojik bir gerçekliğe toslamaktadır. Hem de öylesine toslamaktadır ki, nesnelerin somut bir şekilde algılanma sürecinin ötesine geçen tutarlı bir teknolojik sistemde sürekli değişiklikler ve aksaklıklara yol açmaktadır.....Bizi de zaten bu aksaklıklar ve rasyonel nesnelerle irrasyonel gereksinimlerin nasıl olup da karşı karşıya geldikleri ve bu çelişkinin nasıl olup da kendisini açıklamaya çalışan bir anlam üretim sistemine yol açtığı ilgilendirmektedir;yoksa yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknolojik modellerin elinden kaaçıp kurtulmaya çalışan somut nesne değil.
(Jean Baudrillard Nesneler Sistemi s.13)
16 Şub 2020
Bir K'yı özlediğimi kendime itiraf ederken bir başka K ile
yapılan kısacık hasret giderme diye düşündüm.
K dedi yine: Amaaann bırak bunları...
Ancak eski bir dostla
kıtalar arası yapılan sanal bir görüşme ile yine içimdeki kız çocuğunu yeniden sevebilirim dedim içimden.
13 Şub 2020
Karlar hep beyaz DÜŞer
MIŞ gibi olmaz hiç
Zaman yumuşar toprak sertleşir
Bir avuç bulgurun varlığı çok uzak kuşlara seslenebilir
Bu sefer Hatice’nin rüyasına girmişim. Dedi ki yolculuktu yemekli sevdicekli ve ne çok oldu görüşmeyeli
8 Şub 2020
Ömer Naci Soykan, mimarlık ve felsefe ilişkisini biçim kavram bağlamında, “mimarlığa felsefi bir yaklaşım biçimin kavramsallaştırılması; mimarlığın felsefeye bakışını kavramın biçimselleştirilmesi” olarak tanımlar [2]
[2] Ömer Naci Soykan, Mimarlık – Felsefe İlişkisinin Biçim-Kavram Ekseninde Temellendirilmesi, Mimarlık ve Felsefe, YEM Yayınları, Ocak 2002
Günes tutulurken emrivaki gelen bir yardımcı ünvanı
Her toplaşmada kapıyı çekip çıkan bir kişi
Ay tutulurdu bu seferbir suikastte
Buralar yine sıcak kış günü
Kıtlık, hastalık, depremler, yanan kangurularla
ne kadar önemsiz varlığımızı düşünmek şimdi...
Ve rüyamda dedim ki:
Çocukluğumdan hatırladığım bir oyuncak gibisin!!
22 Ara 2019
Yeniay a hazirlanirken
15 Ara 2019
Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu Uyanmak! dedi şair (Paul Valery)
ve limon oldum diye bağırdı dolu öncesi güneşinde sarı sarı...
Fragmanı gösterildi sanki, şimdi başalyacak film.
Hazır olmak mümkün değil, yine zamanı gelmiş olacak her şeyin.
8 Ara 2019
Zynp: Yirmili yaşlarımı şu anki aklımla bir daha yaşamak istiyorum! dedi.
Bir kere de bana ihtiyacın olsun, bir alo de gelmezsem gençliğim solsun!
Hayatın diğer köşesinde gibi hallerimiz bir yerlerden bakınca, halbuki odunun üzerinde dolaşan karıncaları ateşe atmadan ısınmak gayretimiz diye düşündüm içimden.
Zaman gerçekten yok gibi bir şey, karıncalar var, ısınmak var, kırmızı rujumuzla havalandırdığımız kadınlığımız var. Bir de türlü türlü sendromlar.
6 Ara 2019
Bu havada gelinemz de gidilmez de!
20 Kas 2019
Biz Kasım'da Kalandar soğuğunda kalanlar
Bir orman turuncusu sonbaharımız toprakla karışık nemli yumuşak O toprak üstümüzde yatar gibi sarılır çiçekleri
Cenazemizde güller güleriz
Gidenler hepsi başka başka acır
Gelir akrep mevsimi hep
şarkılar buluşturur, şarkılar söyletir bizi
yazılamayan hikayeler de görülür bir aralıktan
sanki hiç o yağmur yağmamış
bu melankoli bizi salıncakta sallamamış gibi bir sabah olur
25 Eki 2019
Harfleri güzeldi, teyzeleri hüzünlü bazı, bazı çok süslü
biraz karadeniz biraz değil TİFLİS
25 Eyl 2019
zaman yine koşuyor
uyku borcumu ödedim gündüzden
gece hep bir şeyler yapmalılarla dolu yorgan
Tabi ki bilmiyorum,
ama daha çok söylemeli daha çok yazmalıydım
daha çok okumalıydım güneşten yanmış otları ıslatan yağmurun kokusunu
güneşin yaktığını yağmur ıslatır ve kokusu beni acıtırdı
ama söylemedim
tabi ki bilinmez
acı bilmek için değildi
yazmalıydım
mürit oldum, sevgili oldum, dost oldum, öğrenci oldum birilerine göre birilerine
kim kimdi bilmiyordum
söylemeliydim
31 Ağu 2019
yenilere hazırlık
olmayacak olanları bırakma
olacaklara izin verme