Dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mar 2021

İnsanlar söz konusu olduğunda tüm varoluş belirli bir biçimde dil ile bağlantılıdır ve dilin koşulları her bireyin varoluşuna dair tasavvurunu belirler. Her bir kişi kendi tüm varlığını gözlerine ihtiyaç duymadan kelimelerle tasavvur edebilir. Kelimeler kişinin zihninde harekete geçerek kişisel varlığı ile ilişki içindeki toplam tüm insan ya da insanüstü varlığını bağırır.   Kişisel varlık bu anlamı ile sadece kelimeler tarafından oluşturulmuş varlığı görünür kılan  öylesine bir otonom  varlıktır. Aslında bağımlı bir varlık. Sadece biraz iz sürmek tekrar eden kelimelerle insan varlığının yerleşik olmayan yanı olan labirent yapısını keşfederiz. Bataille ‘Le Labyrinthe’ Against Architecture syf 57

9 May 2018



kaynak: http://www.aaschool.ac.uk/VIDEO/lecture.php?ID=3852
..... Dil krizinin dilin bizzat krize dönüştürülmesiyle çözülüşü demeli belki;.......

“Her birimizin, hiç var olmadığı ve sadece var olma numarası yaptığı uzun dönemler vardır. Bazen bir insanın gerçek var oluşuyla numaradan varoluşu, onun için ölümcül şekilde birbirine karışır.”  Thomas BernhardSarsıntı, Çeviri: Esen Tezel, Yapı Kredi Yayınları, sf. 126. 


Bir yazı: http://postdergi.com/bernhardin-zihnin-dunyadan-kopuklar-birligine-seslenisi-sarsinti/

Bir Video: Thomas Bernhard Buydu! (1994)

https://www.youtube.com/watch?v=DV_7iVjYs3c&ab_channel=BirNeviDipnot




27 Mar 2018

Oidupus

Lacan'a göre; Oidipus karmaşası, kültüre ve dolayısıyla insan olmaya giden zorunlu bir süreçtir; Oidipus’suz kültür ya da uygarlık olamaz Ancak bu dogal bir karmaşa degil, simgesel bir karmaşadır.Simgesel yapının devreye girmesiyle insan yavrusunun simgesel sisteme geçişini ve bu geçişte oluşan evreleri açıklar. Örnegin, buradada gerçek bir babadan sözedilip edilmediği önemli değildir, önemli olan Oidipus yasasını geçerli kılmak üzere simgesel baba işlevidir, ki bunun tanımı Babanın Adı olarak belirtilir. Böylece simgesel düzene giren çoçuk, kendi kültürel konumunu bu simgesel adı tanımakla edinmeye başlar. Burada dikat edilmesi gereken nokta, Oidipal Yasa'nın özünde simgesel bir yasa olmasıdır.
Oidipus aracılığıyla simgesel sisteme geçiş öznenin kuruluş sürecidir. İnsan yavrusu, böylece kendi bütünsel gerçekliğinden koparılarak simgesel gerçekliğin alanı içinde insan olma yoluna girer. Bu sırada, Oidipus yasası gerçek gerçeklik ile kişinin kendi arasında ve daha da öte kişinin kendi gerçekliği ile gerceklik düsüncesi arasında bir yarılmaya / bölünmeye yolaçar. Çünkü kendini Kültürel Düzenin simgeleriyle düşünen özne, bu anda kendine yabancılaşmakta, kendine ve çevresine dair bakışı dolayımlanarak mesafelenmektedir. Simgenin anlamı burada açıktır; dolayımsız ikili ilişkinin (anne-çcocuk) arasına giren üçüncü bir ögedir burada simge.
İnsan yavrusu, bu simgeyi kullanmakla kendini ötekinden ayırma imkânı edinir, ancak bu imkânın kendisi kendini bir zorunluluk olarak kabul ettirir. Yani bir Yasa olarak. İste, bu noktada simgesel düzenin başlıca yasasını Babanın Adı olarak ortaya çıkar. Baba, burada simgesel olarak Fallus’a sahip olan yetkeyi temsil eder. Fallus, cinsel organ anlamında değil simgesel yasanın yetkesini temsil etme anamındadır.Fallus’a sahip olan Babanın Adı’dır ve çocuk bu adı tanıyarak kültürün ve dilin dünyasına girer ve özne olarak o dünyaya tabi olur. Açıktır ki Hadım Edilme Korkusu denilen süreçte aynı şekilde simgesel bir süreçtir.
Lacan’a göre, Oidipus karmaşasıyla simgesel düzene dahil olmak, daha önce, Dil dolayımıyla belirtilmiş olan iki temel noktanın geçekleştirilmesi anlamına gelir.
Bilinçdışının kuruluşu,
ve böylece birey-öznenin kuruluşu.
Oidipus karmaşası olarak belirtilen karmasa ya da Yasa, anne ile çocuğun doğal ilişkisinin yasaklanması, ve bu yasakla doğan bilincdışı arzunun Babanın Adı'yla yeni imgesel biçimlerle ikame edilmesiyle çözülür. İnsan yavrusu böylece toplumsal biçimleri edinir ve birey-özne olur.Özetle, kültürel düzene girişin anahtarı bu kökensel bastırmayla sözkonusu olmaktadır.

8 Mar 2012

Tanrı katına, tek ve mutlak bir anlama ulaşma isteği olarak Babil kulesini
inşa etmişiz, ve sonuç mimari ve dil. Mimari ve dil düşünce ve eylem
ayrışmasında açığa çıkan enerji fazlalığı, bir anlamda en büyük ilk günahlar!

19 Şub 2012

bāb-ilû


Akadca bāb-ilû sözcüğü Tanrı'nın kapısı demektir. Sümerce'de aynı anlama gelen sözcük Kadingirra'dır.
Eski Ahit'te Babil sözcüğü Babel şeklindedir. Bu kelime İbranice Bavel kelimesinden gelir ve Eski Ahit'te "kargaşa, karışıklık" şeklinde açıklanır.
Kur'an'da şehrin ismi Babil olarak geçer. Türkçe'deki ismi Arapça'dan gelmektedir.
Tanah ve Eski Ahit hemen hemen aynı olduğu için her iki dinde Babil bahsi aynıdır. Babil kulesinden Tevrat'ın Yaratılış (Tekvin) kısmında bahsedilir.
* Efsaneye göre tanrı kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Kulenin yıkılışı Tevrat'ta anlatılmaz ancak Jubilees veya Leptogenesis olarak bilinen Yahudi belgelerinde anlatılır.

29 Haz 2011

“Dil sayesinde, çevremizi kuşatan sayısız duyumun, önyargının, korkuların, oluşturduğu kılıftan kendimizi kurtarırız. Adlandırarak, sınıflandırarak, seçim yaparak. Dil, bir şeyi, bir duygulanımı düşünmek ya da tasarlamak için onu deneyimleme, yeniden deneyimleme ya da taklit etme zorunluluğundan bizi kurtararak, bizi duyusal dünyanın dışına çıkarır. Deneyime kısa devre yaptırmak söz konusudur, kavramlar da böyle ortaya çıkmaktadır. Aklın soyutlamayı gerektirdiğine ilişkin önyargı da buradan kaynaklanmaktadır.” (1) (Portzamparc, C., Sollers, P., Görmek ve Yazmak,s:35)

13 Nis 2011

Lacan structure of the subject in the visiual field(1964)
Brunelleschi demonstration of perspective (c.1420)
Lacan Bilinçdışını yapısalcı dilbilimin yöntemi ile açıklar. Bilinçdışı tıpkı dil gibi kendine özgü bir yapı ve sistemdir.

Dil toplumsallığı, kültürü, ve dolaysıyla da bunları ifade eden yasa ve yasakları taşır. Dolayısıyla dil aracılığıyla, yani simgesel sistem aracılığıyla kültürel düzene dahil olan insan yavrusu, daha farkında olmadığı ve hiçbir şeye karar veremediği bir evrede, bu düzen (Simgesellik) tarafından biçimlendirilecek, onun en temel değer yargılarını ve unsurlarını içselleştirecek ve bu yolla insan olmaklığa adım atacaktır. Dilin simgesel sistemine geçiş, burada kültürel düzene geçmekle aynı anlama gelmektedir. Biyolojik bir canlı olmaktan düıünebilen bir canlı olmaya doğru bu geçişte, birey-özne kültürel bir kod olarak kodlanmış olur