13 Tem 2014

lirik Kg....

DÜN SABAH
_ YUVİ ‘ye OPE_
Darıca 09.05.2014

Yoldaydım dün sabah…
Ayaklarımın üstünde
Keskin bir nefes aldım soğuk
Geçti gitti rüya içimden…

Masaya doğru sustum…
Kimse mi yoktu etrafta?
Döndüm öte yana çok soğuk
Yaşardı gözlerim

Gezindim rüzgarımla…
Denizlerin üstünde…..
Pencerede biri vardı ki sordum :
ne yapıyorsun orada?
Dedi ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O da bana sordu:
ya senin ne işin var buralarda?


Yorgan döşek uyuyordum
Hastaydı köpekler
ve sallanıyordu ki tekne;
Döndüm ki uykumda ve çok soğuk
Gördüm gitti içimdeki rüya……
Masaya doğru sustum…
Kimse mi yoktu etrafta?
Döndüm öte yana çok soğuk….

Gezindim rüzgarım’la…
O denizin rüyasında….
Pencerede biri vardı ki sordum :
ne yapıyorsun orada?
Dedi ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O da bana sordu:
ya senin ne işin var buralarda?
dedim ki:… bilmiyorum
bu uyku ve işte rüya
sen nasılsan uykunda
ben de öyleyim

o uykunun rüyasında…

7 Tem 2014

içteki sıkıntıyı keyifle yaşamak için tatil
o sıkıntı yaşanmaya değer..
yaşadıkça çiçek açan sıkıntı
tatile götürülecek kitaplar öyle seçilir...

6 Tem 2014

Labirent aslında Deneyim mi,
yani Deneyim dediğim şey ile Labirent dediğim
aynı şey mi..???

5 Tem 2014

21 Haz 2014

bir taraf zaaf
bir taraf düşman mı, dost mu?
durmak ve gitmek hep birlikte aynı anda
sevmek ve nefret etmek de....

16 Haz 2014

Doğdum doğdum, gürledim yağdım doğdum doğdum,
ama yine birileri ölüyor, ölüyor ölüyor...
dedi ki deli: kim kendi ölümünü yenebilmiş ki!

15 Haz 2014

doğuyorum yine, tekrar tekrar doğuyorum..
birileri ölüyor
ben bu sene yeniden doğuyorum...
daha ne kadar daha doğacağım kim bilir...
Bedn doğdukça daha ne kadar daha insan ölecek
benim yüzümden değil belki ama, beni doğuran sebepten belki...

34 yaşıma ve Berkin e..

8 Haz 2014


Patladı, 7 siydi ve patladı... çok durmuştu...patladı....

26 May 2014

Belki hiç olmayacak bir şeylerin ihtimalini bir kaşıntı gibi taşımak aslında tuhaf bir haz verir insana.
Kanatmadan kaşırız hep, kanatırsan tadı kaçar..

21 May 2014

öleceğiz işte bir gün bir yerde öleceğiz
öleceğiz  öleceğiz öleceğiz..
nerde nasıl ne zaman hiç bilemeyeceğiz
sonra ki hiçlik mi, kırmızı bir bulut mu,alnımızda soğuk demir mi
bil le me ye ce ğiz...
öleceğiz işte  bir gün öleceğizzzz

20 May 2014

Değişimi görüyorum.
Yol olsaydı herşey yolunda olurdu
ama yok...ve kervan yolda düzülür
ve geçmiş bugünde yeniden belirir ve biz hep yaşarız
tekrar tekrar

15 May 2014

13 mayıs 2014 Soma da bir yangındır!
Keşke yazacak anlamlı birşeyler olsa.
Bu sadece bir kayıttır
yeterince saçmalanmıştır
daha fazlasına gerek yoktur...

izle: http://vimeo.com/channels/16ton

ek bilgi: (15 nisan daki Ay ın
29 Nisan daki Güneşin tutulmalarıdır)

15 Nis 2014

Sabitlikler,
ikilikler,
tercihler, vazgeçişler,
bozulan harddiskler, sililenler ve
hep eksikler üzerine
bir ay tutuldu yine!
Ben şehre döndüm ama kendime dönemedim...

31 Mar 2014

Acelesiz yavaş yavaş bilgisayarımı temizlemek istiyorum.
Niye şaşırıyor herkes şaşırıyorum.
Değişim bir anda mı olacaktı, burada şimdi bir şey yeşermiyor mu inceden
Bir zafer kazanacağız hevesi ile feda edilmedi mi birileri
Ölüm olacak acı olacak, birileri çaresiz kalacak..yine

16 Mar 2014

" Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde, bir türlü kendimi avutamadım"
 Urfa dolunay şarkısı...vol1

14 Mar 2014

Büyümek lazımmış danışacak kimse yokmuş
inşa etmeye başlamışız kendimizi
bir şeyler yapıyormuşuz ama istemeyi öğrenememişiz...
Bu kendini deşifre halleri içinde, bunu neden böyle yaptım neden hissettim diye sorarken
bir yandan da çalışırken
Ve birileri ölürken..
karar veremiyorum hiçbir şeye
karar vermek ve toplamak istiyorum kafayı
ama her şey çok saçma
bir tek burada kuşlar güzel, kuşlar damlara konuyor, değneğin ucunda sallanan kumaşlara inanıp
ben de inanmak istiyorum ve konmak bir dama...

11 Mar 2014

yuvacan

Bugün öldün Berkin!
Bugün biz sözümüzde hepimiz seninle öldük
ama sonra hemen çevirip başımızı fıstık yedik, su içtik, banyo yaptık, televizyon izledik.
Ama dua etmedik, edemedik
dua edesimizi bile öldürdüler
Biz....
Biz kimiz ki? sanki hepimiz birlikte üzülmüşüz gibi yapıyoruz
Biz kimiz Berkin?
Gittin, öldün, biz kaldık.
Sen ne şehit oldun, ne melek, ne ölümsüz
Sen öldün ve biz devam edeceğiz, dua bile edemeden!!

4 Mar 2014

Vicdan ve Fıtrat....."sizin fıtratınız böyle olmasa burada olmazdınız benim fıtratım böyle olmasa burda olmazdım" dedi  ve herkes çıldırmanın eşiğinde hatta çıldırmışlar intihar etmekte. Biz hesap kitap yapıyoruz ve kırılıyoruz birbirimize yine. Aile olmadığımızı aslında ve olamayacağımızı söylüyoruz birbirimize...hep...

15 Şub 2014

Bir dolunay ruyasıydı
guzel bir hisle uyandıran
tum gun o hisle sarılan
yeni haberlerle gelen
hatırladım bir hissi
iyi oldu
o his ....nerde şimdi?

28 Oca 2014

İstediğimiz gibi olmayacak belki
bu kadar detay bu kadar saçma ilişkilerle
bu kadar zamanda olmayacak
ama belki umduğumuzdan iyi olacak
kimbilir?

20 Oca 2014

Güle güle

Ölü bir bedenin bulunduğu bir kutu ile karşılaşınca
içini düşünüyor insan, içindeki duran bedeni, neye benzediğini
kutunun üzerindeki bayrak, önündeki resim
o resim hep gülen yüzüdür ölenin
küçük boy basılı olanlar yakalara iğnelenir.
Konuşur birileri mikrofona, diğerleri kendi arasında konuşsa mı bilmez
gereksiz bir sessizlik, ağlamak kendiliğinden olur otomatik
dua da utanılır, ne yeridir ne zamanı sanki.
Vedalaşmanın en yavan hali belki
birazdan toprağın örteceği ölünün, öldüğünün örtülmesi
sarılmak yok o bedene birdaha....

19 Oca 2014

Ahparig?

Güneşli İstanbul,
Hrant öleli, Ömer doğalı kaç yıl olmuş.
Dün biri daha öldü tanıdık, ölümler doğumları geçti
Hep öylesine ölmek ve öylesine anmak öleni.
Yuvanın canı olmak , can vererek yuva yapmak dedi İç görüm Erkn,
Kg de yazdı dün yuva dedi
Hrant suyun çatlağı dedi...Su çatlağına doğru dedi...
Can vermek hep yuva için,
adım dedim kaderim mi benim
ya ölenler!


15 Oca 2014

21. gün Kayseri



21. gün: Sabrımın sınırları empati ile yumuşacık yine
ama kaprisli bürokrasi ve savaşın en kansız ve sıkıcısı
kan olsaydı bu beyazlıkta renk olurdu halbuki!
Sustu, surat astım, şarkı söyledim taşlara, dolunaya ağladım
yine kendimi özlemeyi unuttum
ah o neyi yapışlarımı neye nasıl bakışlarımı özlemedim yine
sanki hep bu beyazlığa bu taşlara bu insanalara bakarmışım gibi ben
sanki hep bu odada bu yatakta yatarmışım gibi ben
insanlar yataklarını özler o yatakta yatışlarını özler
unuttum yine çarşafımın rengini
ama ödedim kiramı
kapımın kilidi yine kırık ama buralarda en büyük kilidi ben ellerimle yapıyorum
birileri var yine benimle  
onlar kendilerini özlemiş o yüzden kavgalı benimle...

6 Oca 2014




Şantiyedeki halime acıyan Rfk hoca gül almış
otel odamda bu gülü gören temizlik görevlisi
 yatağımın üzerine havludan kalp yapmış...
ayaklarım buz, midemde henüz sindiremediğim
 elektrikçinin parça koparıp elime tutuşturduğu tantuninin yağı 
içimde simetri hastası bir başkan kaygısı
gülümsedim....

31 Ara 2013


Dünya yine de döndü
görmediler görmek istemediklerini
ya da biz gördük sandık
biz kimdik o da belli değil
dış mıydık iç mi?
Dünya döndü çünkü dünya hep döner
Sirkeli suyla sildim evi
adaçayını köşelerde yaktım
sıvılaşmış patlican dolapta ve çevirenin dili dolaşmış kitapları bir torbada attım
kararmış sabunu da
Sabun, sıvı olmayandan
birileri havai fişeği patlattı kuşların gözlerinde
ve dünya yine döndü
anladım hep dönecek
organlarımızı bir yazıcı yazdı şimdi, Mısır'a kar yağdı
doğumgünümde denizgözlüğü ve maskeli oturdum bir börekçide
duymadılar duymak istemediklerini
ya da biz öyle sandık
biz kimdik ki, hepimiz bile diyemedik
Ben ismimdeki yuvayı özlermişim aslında...




22 Ara 2013

Belki de en uzun gecenin sabahını göremeyecekti bu hissiyatlar
bana nasıl bunu dersin bunu nasıl yaparsınlar
dnz de kırılmış oysa ki kırmıştır o da birçok kere
bu kuyruğunu yiyen yılan halleri bitmeyecek
bu miting de konuşmayacak nasılsa
sustum...

17 Ara 2013

Yılın son dolunayına...

Makarna yiyen sümüklü böcekleri gördüm
sütte içtiler kedilerle
Kedinin dilinin varmadığına onlar yetiştiler
iki gün önce kesilen ayvanın kararan içini gördüm buzdolabının dolunayında
spor pantolonunu ütülü giyinen erkekleri gördüm
giysileri hep toprak ve yeşil renkli
Vapurun titreşimiyle çınlayan çaykaşığının yarattığı siniri gördüm dönüş yolunda, yan masada
Anlattıklarının karmaşıklığını anlattıklarını anlatırken saçlarını birbirine bulaştırarak çözmeye çalışan adamı gördüm ismi İskender, üstelik ayak tarak kemiklerini kırmış başka bir karmaşıklığında
Elimdeki kanı kabuk bağlamış çizikleri gördüm bunları yazarken
Kazağımdaki baykuşu gördüm yazdıklarımı izleyen
ama
dolunayı görmedim bu gece...

15 Ara 2013

Dünyayı güzellik kurtaracak...

Dünyayı güzellik kurtaracak, aşk kurtaracak, şiir kurtaracak!!! inanıyorum
inanıyorum bu pankartlara, taşımaktan hep utandığım kalabalıkta
sözüne inandığım ama yazmak eylemini bile başka zorunluluklara feda ettiğim
yine de inanıyorum, dünyanın kurtulacağına bu inanışla...
ama insanlık kurtulmayacak bence, insanlık kendi kuyusuna hep koşacak
piramitini inşa ederek tırmanırken gölgesini labirentte kaybedecek
ama dünya kurtulacak, güzellikle, aşkla ve şiirle...
çünkü aslında güzellikler, aşk ve şiir insandan azade, ondan öte...
insan suretinde görse de yaşamayacak güzellikleri,
yaşamayı bilmez çünkü insan öğrenemeyecek
görmeyi izlemeyi bilir hep onu bilecek,
kuyusunda da gökyüzünü görecek,
koştuğu kararnlıkta arkasındaki ışığı hiç bilemeyecek,
ama dünya hep o ışıkla kurtaracak kendini
tekrar tekrar...


10 Ara 2013

hissiyatların ayarı

Kulaklığını takınca bilgisayar başında bir odaya girmiş gibi olunur ama çıplaktır oda yine de.
Ağlayamazsın mesela, kaşırsan burnunu görünür. Ekranına bakarsın, tavan yasaktır. Canı sıkan bir telefon konuşması sonrası hissiyatının ince ayarını ayarlamaktan yorulan beyinin susmaz. Ya ayarlanamazsa hissiyat,  telefondakinin hırçın hissiyatı geri püskürtülemez ise yapışırsa sümük gibi yüze göze, ya hissiyat patlarsa içe doğru, büzüşürse iç ekşilik gibi yeşil yeşil. İsmi milletimizden armağan, unesco tarihi miras listesinde gururumuz kahvemiz çok güzel ama çok çabuk bitiryor! Kısacık bir es yetmiyor üç yudum. Daha buyuk olunca da fincan tadı böyle olmuyor. Bu bitti bitecek telaşı ve yudumumların büyüklük ayarı . Herşey bu kadar ayarlı olmasa keşke, telefona kustuğumda Levent’den Gümüşsuyunda avizeden fışkırsa keşke, kahvenin fincanı küçük ama keyfi ayarsız büyük olsa. Olsa da olsa…

12 Kas 2013

günler

In Rome, the days of the week were named after planets and the sun and moon:
Sunday . Sun
Monday . Moon
Tuesday . Mars
Wednesday . Mercury
Thursday . Jupiter
Friday . Venus
Saturday . Saturn

11 Kas 2013

aa' dan hafta baslagıncı siiri: 

cansever'den mukabeleler: 
Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk;
Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.
 Kalbim, serseriliğim benim.
 Oyuluyorum şu masmavi boşluğa
Gölgesiz kıpırtısız
Yalnızlık sensin. 
Konuşuyorum kendi kendime odamda
Bir portakal suyu iç, ya da içme, ne yaparsan yap
Yalnızlık sensin.

Bir giden, bir dönen, sonra yeniden giden
Şiire dönüşen bir yalnızlıksa bu da
Bir sen varsın, ordasın, kısık sesli yalnızlık


-->
Bu benden:
Bir tür korku, karnımda bir bulut boğum boğum
gıcırdıyor durdukça
o umutcuk, o pırıltı hep sessiz olacak
çıkası yok bulutun, içe doğru hep
çıksa toz olacaktı zaten
içeri büyüme zamanı şimdi
hazırlarlar hep herşey herşeylere
belki hiç hazır olunmayacaktır
ama bulut çıktığında dışıma
uçsuz kuyruksuz yağmurlar yağacak ve

çürüyecek bir yerlerde bir meyve...

10 Kas 2013

Bulut ve umutcuk




Gezi Parkı Direnişinin Mimari Ölçeği 
XXI Temmuz/Agustos 2013  
https://issuu.com/xxi_dergi/docs/xxi_temagu13

Gezi Parkı direnişinin alt üst ettiği birçok tanım var. Direniş öncesinde çok rahatlıkla kullandığımız birçok tanım ve genellemeyi artık yeniden ele almak durumundayız. Direniş ile birlikte mimari söylem içinde yer alan “Kamusal Alan” tanımı da  benzer bir dönüşüm geçirdi. Direniş öncesi ortamda yapılmaya çalışılan her kamusal alan tanımı aslında asla gerçek olarak yaşanmamış bir deneyimi varsayma çabası imiş. 

Mimari projelerimizde üzerine en heyecanlı fikirleri ürettiğimiz, hakkında tezler yazdığımız  kamusal alan, donmuş bir temsil alanı olmaktan çıkıp planlanmamış, projelendirilmemiş, anlık ortak bir deneyimle yaşanan ve asla temsili hale getiremeyeceğimiz bir his olarak belirdi. Ve biz şimdi alışık olduğumuz temsil araçları ile bir türlü görünür hale getiremediğimiz bu his ile ne yapacağımız bilemiyoruz.

Birçok video, çizim, görsel tanımlama ve kaydetme çabası ile bir türlü temsil edemediğimiz bu his mimarlar için birtür eksiklik hissini de beraberinde getirdi. Direniş içinde yaşanan, yaşandıkça yeni deneyimleri kendi içinde doğuran  kamusal deneyim  mimarlar  için de coşkulu bir deneyim idi fakat  alışkın olduğumuz  temsil alanları içinden ele alındığında ise yaşattığı eksiklik hissi ile tuhaf bir çelişkiye neden oldu.Herşey dilimizin ucunda ama ne söyleniyor, ne yutuluyor…

Mesleki alışkanlıklarımıza ve tanımlama sistemlerimize başvursak da hepsi geçersiz. Belki bu deneyim birçok tez, birçok proje doğuracak ama “aslı” sadece bu deneyimi yaşayanların ortak belleğinde kalacak.  Biliyoruz ki bu deneyim ne mimari bir projenin sonucu olabilirdi ne de bir mimari projede sabitlenebilecek. 

Daha da tuhaf olanı kendi uzmanlık alanımız içinde gördüğümüz kamusal alan bizim dışımızda ve öngörülmeden yaşandığında da bizler mimar olarak bu deneyim içinde varlık gösteremedik.   Mimarların direnişin başlangıcında oynadığı rol önemli olmakla birlikte, direnişin deneyimindeki varlıkları resmi itirazlarının ve  bildirilerinin ötesine geçemedi. Bu süreçte, kamusal alan içinde en belirgin mimari üretimler ise mimar olmayanlar tarafından gerçekleştirildi. Ve bu örneklerin çoğu, projelendirilmeden ve temsil araçları ile temsil edilme aşamalarına tabi tutulmadan, o anda, o zaman içinde inşa edildi ve o anda deneyimlendi.  Sadece temsili proje ölçeğindeki bir deneyim alanı içine hapsolmuş olan bizlerin ilk aklına gelen ise önümüzde duran bir taşı diğer bir taşın üstüne koymak değil projeler üzerinden konuşmakdı.



Bu noktada akla şu soru geliyor; “mimari proje ölçeği” dışında, birebir sokakta deneyimleyebildiğimiz ve gerçekleştirebileceğimiz bir mimarlık hangi ölçekte, ne tür ilişkilerle, nasıl varolabilir?

3 Kas 2013

Günes tutula Akrep'e...

....Peki nesneleştirmeden hayatım nasıl ola ki?
Şu çamaşırlıkta asılı donlarım
üstelik çamaşırlığın en pahalı metalik renkli olanına asılı
ve çiçekli ve dantelli ve penye
Sobanın yansıyan sıcak turuncusu
pencerenin arkasında sonbahar renkli sarmaşık
üstelik güneş tutuldu tutulacak,
elbet bu nesneler kendililerinden gayrı ve öte  bir tutkalla bağlıdırlar.
Ama bu kırmızı koltuktan oturup bakınca;
çamaşırlığa asılı donlar, küçük bir yer sobası ve sararmış sarmaşık gibi duruyorlar..

30 Eki 2013

tatil dönüşü karın ağrısı ve biriken işler...
ama açılmış kulaklar, duyar olmuş kuş seslerini olur olmaz
gidilecek bir yer yok aslında keşfettik bir de böylece
bu şehirde de kuşlar varmış halbuki...

3 Eki 2013

luna'lı ipek'li volume-1

"Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur, terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz." Kurtlarla koşan kadınlar syf 262- Luna'nın 1. yaş mesajı

2 Eki 2013




İşte o kalemler ve  traşçı yeşil, en büyüğünden...
Kalemlerin ucu sivri ve renkli
Ben yine isteksiz, öylesine...konuş konuş yaz yaz
ama yaz da bitti zaten!

25 Eyl 2013

kg dedi: tek sorun söylediklerinde
kendini bir duruma iskele etme eğilimi..
sanattan kurtulmak demek herbir fazlalığımızdan kurtulmak demektir sanırım...


23 Eyl 2013

tabi ki yaşanmaya değer olan seçiliyor,tabi ki...
kahve biraz sulu içilyor tabiki
ve tabi ki sokak köpekleri rüyalarında koşuyor, uyurken bu pis sokaklarda
ve hergün yine de kendin için beş şey bulunamıyor
başkalarında bin olan sen de beş olmuyor
olmasın napalım...

lilith

Hepimizin hayatın yaşanmaya değer ve güvenilir bir yer olduğuna inanmaya ihtiyacımız vardır. Ve hepimizin pek de öyle olmadığını düşündüren bir takım anılar

"Zaman herşeyi biliyor sadece gizliyor" İ.İ


10 Eyl 2013

Bir bildiğiniz var mı gerçekten
kolay mı yoksa gerçekten ölmek...
22 de Ahmet?

5 Eyl 2013


Biz renkleri, kumda açan çiçekleri
dağların denizlerini
Zeus'u Atena'yı, zeytini ve dallarını
temiz çorapları ve elimizi yıkamayı 
severiz.
Şükür ki onlar da bizi  dedim Taşev'e

17 Ağu 2013

Bugünün sorusu buymuş:

what i want?
what i need?

17 si geyikli



kaydedelim biz de geyikli gece gibi
bir şiiri anlatmak başka bir dile ne zor ama
anladı Taşev
imkansız hiç değil
bir eli boynuz gibi yaptığında o mitolojideki ay dan başlıyorsa hiç değil
ama yine de bazı şeyler imkansız
olsun kaydedelim bugunü geçmiş acılarımızla yine ucundan atlattığımız en büyüğünü
ama hissettiğimiz o çaresizliği
ve yenilerini de üstüne alalım altına yazalım
asla gerçekmiş gibi bile olmayacaklar büyüklerinin yanında
ama yine sızlayacak bir yerler el mahkum
"düşünme hiç" çalacak plaktan birgün
ve koşacağız bugüne, bu geceye geyikli geyiksiz
o zaman da bugünü özleyeceğiz biliyorum
kırdığımız farketmeden ve ısırdığımız parmaklarını, birini
anlattığımız birisine dramaları ne çok sevdiğimizi...
kaydedelim sadece yine hatırlamak için
işimiz ne hayatta, unutmak ve sonra yeniden bir anda....

16 Ağu 2013

Bir fitil
kulaktan almalı
sonra sessiz zihinnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn tın tın

12 Ağu 2013

Kabuslu sıcak gece
ve sonuc bu mutsuzluk hali o kadar

6 Ağu 2013

karadeniz coğrafyasından Prvn'ciğim egeye gelince dedi:

"Bu kadar taş olur mu yav!! Bir zamanlar buralara taş yağdı herhal"
yerbasığı oldu de Prvn: yeni doğan bir bebek çok esnerse yerbasığı olmuş olurmuş.
Beşiğine şeftali yaprağı koyalım...

4 Ağu 2013

Turgut Uyar'ın Dogumgünü

Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar

30 Tem 2013

27-28
Bu hafta sonu bir şeyler oldu.. oldu oldu oldu
keep remembering....

29 Tem 2013



Davut'un yıldızı Lilith yani kara aya 
Selana yani beyaz ay eşlik edince....

26 Tem 2013

Ve bugün bir nhr geldi.
Ve bugün hala oldum.
Bugün bir nehir hatırlattı yeniden
ahşap bir tekne olmanın gerekliliğini...

it still there!


zaman dedik bir mesele
herkesin zamanı ayrı birer mesele
bazen bir filmin içinde akıyor
bazen bir film benimle birlikte akıyor
ama sadece bütününe bakınca anlaşılıyor..

23 Tem 2013

Aslında henüz oluşmamış alışkanlıkları yaratma isteği:

"
I like when you remind me of important things

In the bookstore I remembered your fingernail"...

14 Tem 2013

13 Tem 2013

Bazı dişçiler insanı çürük sanarmış..

10 Tem 2013


O çocuk öldü

bu çocuk yaşıyor

onlar öldü

bunlar olanlar burada

sloganlara kuyruk, hangi devrimin şehitleri
hangi günahın kurbanları
Ben neden bu kadar borçlu
kahramanlara ya da kurbanlara neden ihtiyacımız var?


4 Tem 2013

Kiraz mevsimi


Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu.

 Sait FaikAbasıyanık

30 Haz 2013

27 Haz 2013

taşev: (I wonder what monsters eat for dinner?)

balık+rakı and listen Zeki Müren

İstanbul’un Kent Müzesi Gezi Parkı Direnişi’dir

24/06/2013skopbülten Yuvacan Atmaca
Hafızanın mekânsallaşmasında ve ortak deneyimlerin aktarılmasında kent müzeleri ayrı bir yer tutmaktadır. Bir kentin tarihi boyunca edindiği tüm deneyimleri ve imgeleri aynı mekân içinde temsil edebilmek elbette imkânsızdır. Özellikle Türkiye gibi, kentsel her tür verinin iktidarlara oyuncak edildiği, farklı anlamlarla kodlandığı ve oluşturulan farklı değer mekanizmalarıyla kamuya aktarıldığı ülkelerde bu iş neredeyse imkânsız gözükmektedir.
Bu imkânsızlığın yanında, kamusal olanın deneyiminin hiçbir şekilde kentsel ölçekte görünür hale gelemediği bir kültürde kent müzeleri önemli bir noktada duruyor. Kent müzeleri de kentlilerin kentle kurdukları ilişkinin tarihselleştirilmesinde ve bir hemşeri öznelliğinin oluşmasında önem taşıyor. Bu önem genellikle “şanlı tarih” retorikleriyle kabartılan bir gurur ve dramatize edilen bir yerel mimariyle oluşturulmaya ve öğretilmeye çalışılan bir aidiyet duygusu ve kimlik olarak ele alınır. Ama aslında kent müzeleri, kentlilerin kişisel deneyimleri ve elde edilen kişisel imgeler ile kamusal deneyim ve imgelerin gerilimli karşılaşma mekânlarıdır.
Yıllardır oluşturulması beklenen İstanbul Kent Müzesi de bu durumu ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla düzenlenen Kent Müzesi Çalıştayı’nın, müzenin oluşturulmasında görev alacak kişilerin çoktan belirlenmiş olduğu gerçeğinin ortaya çıkmasıyla göstermelik olduğu anlaşılmıştı. Ayrıca, bu Çalıştay, İstanbul hakkında şimdiye kadar yapılmış olan birçok sergi ve çalışmaya ait birikimin de hiçbir şekilde değerlendirilmeyeceği gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Şimdi bunlara ek olarak, Gezi Parkı direnişi dolayısıyla yapılan açıklamalarda, Çalıştay’da kent dışında oluşturulacağı açıklanan Müze’nin Gezi Parkı’nda yeniden inşa edilmek istenen Topçu Kışlası’na taşınabileceğinden bahsediliyor. Böylece besbelli,  Kışla yapısının, protesto edilen alışveriş mekânlarına alternatif olarak daha sevimli ve makul gözüken İstanbul Kent Müzesi projesiyle pazarlanması hesap ediliyor.
Oysa, tam da bu açıklamaların yapılmasıyla eşzamanlı olarak, Gezi Parkı’nda,  hiçbir kurum tarafından, hiçbir temsiliyet aracılığıyla mekânsallaştırılamayacak biçimde, bizzat kentliler tarafından zaten bir müze oluşturulmaktaydı. Hem de ne eğitici bir misyon üstlenerek, ne de piyasayla ilişkilenerek…
Bu oluşum, bilindik anlamda kentin farklı zamanlarının nesnelliklerinin toplanması, biraraya getirilmesi ve sergilenmesinden değil, kentlinin kendi iç potansiyel enerjisiyle keşfederek deneyimlediği, hiçbir zamana ve duruma referans vermeyen, fotoğraf ve benzeri kayıt türleriyle nesneleştirilemeyecek ve böylece arşivlenemeyecek, dolayısıyla hiçbir piyasada değer arz etmeyecek bir oluşumdu. Sadece bu deneyimi yaşayan insanların kişisel belleğinde kayıtlanacak ve birebir onlar tarafından kişisel ilişkiler aracılığıyla aktarılabilecek bu deneyim, nesneleştirilmiş değerlerin ötesinde kentli için yeni bir imge ve değer sistemi yaratmıştır.

Birbirine benzemeyen, hatta zıt birçok şeyin biraraya geldiği Taksim Gezi Parkı, yarattığı imgelerle, hikâyelerle kent belleğine dahil olmuştur. Böylece, kamusal olanın bir kural koyucu olmadan nasıl düzenlenebileceği ve tecrübe edilbileceği konusunda bir kent müzesinin canlandıramayacağı muhteşem bir sahne kurmuştur.  

25 Haz 2013

Taşev dedi:

I want to share this thought. I miss talking with you.
I do not need therapy from you, of course!

21 Haz 2013

Tam iyi bir şeyler oluyor derken hep kötüler de geliyor ardı sıra.
Sevinemeden tam biraz da üzülüyoruz.
Ne öğreniyoruz en çok?
Önce haddini bilmek belki, nerde durduğunu iyice bilmek ve sindirmek...

18 Haz 2013

Bütün bu günlerin özetini yapabilseydim, hemen analiz edip arşivleyebilseydim keşke...
Ama bu direnişte şunu anladım asıl gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışıp vakit kaybetmektense içinde olmak daha keyifli ve o kadar korkutucu. Evet tam bir çelişki işte herşey gibi çok keyifli ve çok korkunç aynı anda. Anladıklarım ve hiç anlamadıklarım ve asla anlayamayacaklarım hep beraber karnımdalar. Korkuların karanlığında en şehvetli merakımı buldum. Ne karanlıktan çıkabildim ne de o şehvetli merakta kaybolabildim. Öylece durdum. Durmak da çok güzelmiş ya... Pasiflik de hoyrattır demiştim bir ara yine burada. Acıtır evet zaten bildim. Ama böylece canımın acısını sevebileceğimi bilmezdim. Daha neler neler bilmediğimiz kim bilir... Kim bilir neler gördük içimizde. Burada bu zamanda olmak ilk defa bir varlığa büründü. Mahkummuşuz gibi değil, öylesine değilmiş gibi, böylesine değilmiş gibi, bir şey var gibi, bir sebep, bir an var gibi yaşanacak, görülesi şeyler var sanki, yapılası şeyler var... Evet evet gerçekten ilk defa...kafamda kurduğum kendi hikayelerim dışında bir hikaye var gibi içinde olduğumuz..

15 Haz 2013

12 Haz 2013

"Başıma neler geldi sana diyemedim"  baba.. çünkü yasak, çünkü belki anlamazsın, çünkü şimdi ben korkuyorum herkesten, çünkü nasıl bir pislik içindeyim hissediyorum şiddetle, çünkü yanlız işte herkes her zaman!

9 Haz 2013

Ve nihayet hangi azınlığa ait olduğumu anladım bu yaşımda. Romantikmişim meğer.. A politiksin dediler, B politiksin dediler, hayat senin bildiğin gibi değil dediler, çok düşünüyosun dediler, illaki bir ideolojin olmalı, bir taraf olmak zorundasın dediler...Romantikmişim meğer...Bundan siyasi bir duruş olur mu bilmem ama umut olur, değişim için bir tohum olur eminim! Kötülüğü de görüyorum, görmezden gelemiyorum ama olsun. Az olmak hiç olmaktan iyidir yine de!

Bir de soruyorlar çevre mi ekonomi mi? Anneni mi Babanı mı seviyorsun daha çok. İnsan anne sevgisinden baba sevgisine geçemez ise arıza olurmuş, ama babayı sevmeye başladı diye, anneyi unutması gerekmemeli sanki....Yine romantikçe olacak biliyorum ama ben annemi de babamı da çok seviyorum sanki.. Neden tercih etmek, kıyaslamak zorunda kalayım ki????

29 May 2013

Ama söyleyecek sözümüzün olması lazım, bu kadar açıkça tecavüz edilmez ki!! Sözümüz yoksa refüjlerde pikniklere, kirli masaörtülerinde yemeklere, ayağımızın vuran ayakkabıyı giyinmeye, sevgisiz öpüşmelere devam. O zaman herkes mutsuzluğa alışsın ve izlediğimiz dizideki o yalan dünyayı onaylayalım hepbirlikte: napalım mecburrrr!



ve hayatımızda daha daha kucuk meseleler aynı anda aynı yerde:

"Dürüst olmadığımız ya da bir konuyu bilinç altına iterek dürüst olamadığımız durumlarla yüzleşmek zordur. Başkalarının bizi bilerek ya da bilmeyerek yanlış yönlendirdikleri durumların yükünü taşımak ve sonra bunların gerçekte nereye vardığını fark etmek de öyle… Ama gerçek özgürleştirir" diyor juno..

27 May 2013

Ama ne düsünmeli simdi bilemedim.
Bir kadın çok çok eskilerini kestirmiş sökmüş atmış
Beni kendine ayna yapmış, bakmış
Bu ayna birşey düşünmeli mi?
bilemedim..

ama benim çekip gidesim var..

22 May 2013

yeter ki hayaller olsun...


bir ay tututlması öncesi / ö.ylmz....

dedim: tabi ki mucizeler var, nasıl ki kazalar varsa
dedi: nasıl kurulur ki hayal?
dedim: sabah çok erkenden açılır pencere ve içilir bir yudum su,
dedi: sanki unutmuş beni yukardaki! Nasıl bir şey istenir ki?
dedim: İlk sevişmeden korkmak gibi
Bir istesen tutamazsın bir daha halbuki...
ve öptük yanaklarımızdan....

19 May 2013

gordian knot: kördüğüm..
Demek ki, elimizden daha başka ne geleceğini bilmediğimizde dağa gitmek iyidir. Hakkında pek bir şey bilmediğimiz arayışlar bizi kendine çektiğinde, bu hayatı yaratır ve ruhu geliştiri. Bilinmeyen dağa tırmanmakla, içgüdüsel psişeye ve onun yetenekli olduğu yaratıcı eylemlere dair gerçek bilgiyi kazanırız- Öğrenmek herkes için farklı bir şekilde gerçekleşir. Ama vahşi bilinçdışından çıkan ve döngüsel olan içgüdüsel bakış açısı hayatı, hayatımızı anlamlı kılan tek bakış açısı olmaya başlar.


Yolun üzerinde belirip onu dalgalanıyormuş gibi gösteren sıcaklık dalgaları gibi, gerçek olmayan bir imge yaratıldığında yanılsama ortaya çıkar. Sıcaklık dalgalrı gerçekte vardır ama yol hiçbir şekilde dalgalanmamaktadır. işte yanılsama budur. Bilginin ilk parçası doğrudur ama ikinci parçası, yani sonuç doğru değildir.  (Kurtlarla koşan kadınlar syf. 398)

16 May 2013

ne olmak istediğimiz ve ne olduğumuz arasındaki çelişki...

14 May 2013

peki bu bir oyun tamam
zaten her yerde oyun var ama
biz nasıl devam edeceğiz, görerek ve duyarak ve oyunu bilerek
Bu kadar cok kırmızı, perdelerde bile yokken
yüzümüzü yıkarken bile bu kadar ıslanmazken yüzümüz
biz ne değil, nasıl yapacağız bu nefesi...

12 May 2013

kucağımda bir hayvan varmış gibi bir hışırtı oldu
ama kucağım boştu...

1 May 2013

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek işe yarıyormuş...demişti biri

26 Nis 2013

Sezonu açtık dün..
Baharın gelişi ve solucanların kokusu
ay da tuttu tutulacaktı
Mls doğdu doğacaktı
yine bazı haberler duyuldu duyulacaktı işte
şimdi oturmak istiyorum karanlık yüzüm ve ben
o aslında ne güzelmiş..


bir de delirmek yok yok yok...

saat 14.26 delirme hakkımı kullanıyorum...
evet şimdi zihnim deli gibi iiiiii
ama yine de çalışıyorum gibiiiiiiiiii

22 Nis 2013

yine gördüm ve görmezden gelemedim

uyanış uyanışlar
ve bazen bir gözün görmediğini diğer göz gösterir
çünkü gözler ailedir
birbirlerini görmez ama hissederler
hep beraber görmezden gelmezler
biri kapasa da kapakları diğeri parmak sokar
ve sanmayın ki onlar sadece iki dir.
Hep daha çoktur ..

21 Nis 2013

Bir gözün ağladığını diğer göz görmez
görmesi de grekmez zaten
bir göz başka birşeye ağlarken diğer göz başka birşey için ağlar
Birinin ağladığı göl olur diğerinin ağaç
ama birlikte susarlar!
çünkü susmak tek olmaz. Susmak diğeri olduğunda sus olur,
diğeri yoksa ıssızlıktır sadece....

20 Nis 2013

şımarık insanlardan nefret ediyor
küçük bir kutuya tıkılmalarını ve kendi kusmuklarında
boğulmalarını istiyorum...
çalışırken melankolik müzik dinleme
kaç kez dedim,
sözlerini anlamadığın dım tıs tıs tıs kafa sallamalı
ve siren sesleriyle sonlanan müzikler daha iyidir..

19 Nis 2013

Bir küçük kadın
karnında iki çocukla kadınlığı öğrenmişken
annesi bile daha çocukken

o iki çocuk içi ve dışı karıştırmışken
kadının içi dış dışı iç olmuşken
çocuklar da yolu şaşırmışken
burdayız derken tam başka bir yer bilinmeyen

küçük kadın annesi bile çocukken
ne anne ne çocuk artık...

17 Nis 2013

Ama ben bu detayları bazen seviyorum
dağlarla denizin ilişkisini
dağlar çok yüksek ve deniz alçaksa mesela
aradaki düşme hissinde bir kent varsa
o kentin renkleri biraz koyu ve derinse mesela...
işte bu detayları cok seviyorum

14 Nis 2013

Bugün emek'in bana ihtiyacı yok bence
biber gazı reklamı işe yaradı
benim ise bana ihtiyacım var
bu oda dışında heryer işgal altında
ben buradayım, bir torba dolusu ayrılmış kışlık eskileri
ve domatesli bulgur kokusuyla

"daha mutlu bir an olması gerekmez mi o an'ın" demişti birisi
şimdi anladım, o kadar mutlu değilmiş o an'lar
ama kim tutuyor muhasebeyi ve kodluyor bu an'ları mutlu mutsuz diye!


13 Nis 2013

Aslında ve zaten istemediğin birşey olmadığı için hüzünlenmek
işte bu modern hayatın bize bulaştırdığı hastalık...
üzgün değilim ama yine de tuhaf işte...

7 Nis 2013

"meselenin özünü kaçırıp biçimin ve şık göndermelerin peşine düşen, bunu da muhalefet etme adına yapan, okulun rendesinden parası ve vakti çalınarak geçmiş, aklı karışık okumuş-cahillerden olmamak  lazım"   Serhat Köksal (bir +bir)


Hayatımın ilk biberli gazının pazarı
Birşeyler de birz değişmesin diye
dolaşıp gelelim, değişelim
ama özleyecek bekleyenler olsun bir yerlerde diye
biz neyi özleyeceğiz şimdi...

1 Nis 2013

kendinde durmak durmak
burada durmak durmak durmak...
şubatı daha sindirememek
Dün ün özeti  "Emek bizim , İstanbul Bizim"
mükemmeliyetçiliğe son, yapamayacağına yapamam,
yapabilecegine yaparım de!
Geçmişten gelene hayır!
Güçlü ol, denegyi bozma...