31 Mar 2015

Ay tutmak üzere
bir yokuştan aşağı inen kişisel uzaklıklarla

rehineler cinayetler yangınlar ve karanlıklar
 biz yine düşman olmayı seçtik
devletin öldürmesi hak oldu
 haklı talepler suç oldu
birilerinin kahramanı birilerinin teröristi oldu
 korunması gereken insan değil devlet oldu
Sırları söyleyecekler sus oldu
 'Berkin' korku oldu
bilinçaltımıza ne çok şey oldu
 bu çelişkilerle yine yaşanmaz oldu!

29 Mar 2015

SAF OLUŞ: OLAYLAR


Özü  şimdiden kurtulmak olan oluşun eşzamanlılığı: aynı anda iki yönde gitmek, iki yöne birden çekmek oluşun özüne aittir.

*Ben büyüyorum  tek bir hamle ile  olduğumdan daha büyük ve yeni halimden daha küçük olurum. Küçülmeksizin büyüyemem, büyümeksizin küçülmem.

Sağduyu her şeyde belirlenebilir tek bir yön olduğunu kabul etmektir, oysa paradox iki yönü birden kabul etmektir  (s.17)

Bu bakışla Platon iki boyutu birbirinden ayırır.

1- sınırlı ve ölçülü şeyler boyutu. Bunlar ister geçici ister kalıcı olsun , hep durağanlıklar varsayan, şimdilerin belirlenmesini, öznelerin belirlenmesini varsayan sabit nitelikler boyutu.
Ben (özne) belli bir anda belli bir büyüklüğe sahip olmalıyım.

2- Ölçüsüz, saf bir oluş, daima şimdiden kurtularak, gelecek ile geçmişi, artıyla eksiyi maddenin eşzamanlılığında örtüştürerek iki yönde de durmaksızın ilerleyen tam bir deli oluş



Burada bahsedilecek ikilik bu idea ile madde, duyulur olanla zihinsel olan arasındaki ikililk değil


Bahsi geçen içerik maddi duyulur cisimlere gömülü gizli bir ikilik. ideanın etkilemesine maruz kalanla bu etkilemeden kaçan arasındaki ikilik. model kopya değil kopya simulakrlar arasındaki ayrım



Deleuze Anlamın Mantığı

22 Mar 2015

Evet 20 snde güneş tutulmuştu, huzurluydu , sınırlar çizilmişti biraz ben ile biz arasında
acaba simdi nelerin tohumu atılmakta idi...

19 Mar 2015

Evet tanıdık olmak, arkadaş olmak, aile olmak ve yabancı olmak bu kadar yakın aslında.
Biri yokuşta aşağı giderken diğer yukarı tırmanmakta o kadar.

12 Mar 2015

Zira senin üzerinde de bir gün otlar bitecek!

Uçan kuşlar martılar yeşil tatlı bir bahar....

6 Mar 2015

Bir yolu ilk keşfedenin
o yolun tekrar tekrar keşfedilişini izlemek kalışındaki sıkıntısı
çözümsüz...
sadece izlemeliii


8 Şub 2015

Müzeyyen

İçimizdeki Müzeyyen
gitti bugün
siyah takma kirpiklerinin bakışındaki siyah gözleri 
çapkın gülüşündeki siyah ben
gitti bugün
bir ses kaldı içimizdeki plakta derinden
hep demli hep isyankar hep ta içerden taaa dışarıya taşmalı
hep kadın kadın....

5 Şub 2015

Adalet hak hukuk ile ilgili tek güvence...hissedilen tek güc.....tek teselli... Bilinmez olana bir sesleniş: Hakkımı helal etmiyorum!  ve sonra arkamızı dönüp gidiyoruz işte.

1 Şub 2015

Hiçbir şey İstanbul'da lodosun ve güzel bir kitabı bitirmenin insanda bıraktığı hissin yerini tutamaz.
 Tehanu* 

18 Oca 2015

İki avucumun içinde ovuşturduğum tesbihin sesi
kıprtısız içime yaptığım kalp masajı gibiydi
tek tek çekecek sabrı bulamadığımızdan belki
kırılacak gibi kütür kütür 99larla koşuyorlar

21 Ara 2014

"bir karşı yakadan dönüş serüveni"
Dolmuş belli bir sayı için programlanamaz
dolmuş sadece dolmak içindir.
Kaç ile dolacağını içine aldıkları belirler.
Ama söför sayar doldurur yarım olan da tam verir
hiçbir eksik helal edilmez...



Aslında en uzun gecenin bir gece öncesi bir dernek kurulmuştur:

"Tereyağında kavrulmakta olan karides düşleri derneği" 2014.12.20 Kadıköy / Moda

Derneğin iki üyesi vardır der dnz:
Derneğin temel meselesi tereyağında kavrulmuş karideslerin kendi lezzetlerini asla bilemeyecek olmaları bu lezzeti bilenlerin ise karideslerin düşlerini bilemiyor olmaları ve bu iki bilinmez durumun çelişkili bir şekilde birarada olmaları. "Kavrulmakta olan" vurgusu ise bu çelişkili süreçlerin asla son bulmaması ve hayatın sadece bu çelişkli durumlardan oluşması...

17 Ara 2014

Bazen bir yolun yürünmesi gerekilir,
kaybolmak gereklidir,
Çıkış için "ihtiyaç" dır denir
aslında sadece bazen çıkılır gibi yapılır
kabolmak ise gereklidir..

6 Ara 2014

Bir dolunay, EVimi hatırlatan, sınırlarımı hatırlatan yeniden!

1 Ara 2014

modernlik insanlığın narsizm hastalığına yakalanmış hali mi acaba diye sorarken!


Boşluktan bir şey isteyen avuç gibi cesaretli ve bomboş
Kör olsa öleceğini sanan bir gözün bebeği gibi huzursuz ve dopdolu 
Doldurmadı hiçbir  gözün yaşı avuçları 
Oysa Göz boşluğa doluydu!


1 Kas 2014

işte bütün bunların hiçbirine dahil olmak gelmiyor içimden...

31 Eki 2014

Dedem dedi rüyamda:
Buraların da tadı yok
sonra toparladı "erikler bu sene iyi ama"
çok özlemişim sarıldım
balıksırtı paltosu ile ince uzundu sıcağın içinde...

23 Eki 2014

Güneş tutuluyor, altı ay once ne olmustu?
hangi tohumları ekmiştik...
şimdimim teması: tez diyorum tez zamanda
kendimi değerli hissetmek için değil, gerçekten değerli olanlar için
neye hizmet ettiğimin anlamı, sadece kendm için ...
içimdeki ben i dönüştürmek için
güven duymak için bana güvenmek
müziği hatırlamak ve aşk filimlerindeki o hissi hatırlamak için
ne olursa olsun  samimi olabilmek için....
hayat için kendim için

9 Eki 2014

Ay kanlı tuttu dün...Biz düşman olmayı seçtik yine...
Kobané...

18 Ağu 2014

Beklenti değil-Umut


umut: 
 yolun bizi olması gereken sahile çıkartacağına inanmayı seçmek!!!

10 Ağu 2014

Ne Uykusu....

Eve elimde ölü bir tavşanla geldiğimde bana gelme deme,
çünkü benim iyiliğim bana seninki sana güzel...
aslında konuşup durduğumuz bu kelimeler
çürük birer diş gibi ağzımızda
konuşmasak, yazmasak, taş olsak ya...
dünya kurtulmak istemiyor belki
durdukları kıyılarından ayırdığım taşlar ağlıyor belki
aç köpekleri doyurmasak da aç kalsak ya...
içimizdeki kötüyü sevsek ya...

2 Ağu 2014

Balli sütle güneşlenmek güzel de ama yinw de kafayi yeniyeleyem. Etrafin degisim hizi arttikca benim yenilenme hizim yavaslamis. Yenileniyor muyum anlayamiyorum...


17 Tem 2014

Başkalaşmak dedi kg...
evet ama tarihsiz bir başkalaşmak...
kimsenin yörüngesi olmamak çok zor..
yan yana uyuyamamak çok zor...
savaşmak çok kolay...

13 Tem 2014

lirik Kg....

DÜN SABAH
_ YUVİ ‘ye OPE_
Darıca 09.05.2014

Yoldaydım dün sabah…
Ayaklarımın üstünde
Keskin bir nefes aldım soğuk
Geçti gitti rüya içimden…

Masaya doğru sustum…
Kimse mi yoktu etrafta?
Döndüm öte yana çok soğuk
Yaşardı gözlerim

Gezindim rüzgarımla…
Denizlerin üstünde…..
Pencerede biri vardı ki sordum :
ne yapıyorsun orada?
Dedi ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O da bana sordu:
ya senin ne işin var buralarda?


Yorgan döşek uyuyordum
Hastaydı köpekler
ve sallanıyordu ki tekne;
Döndüm ki uykumda ve çok soğuk
Gördüm gitti içimdeki rüya……
Masaya doğru sustum…
Kimse mi yoktu etrafta?
Döndüm öte yana çok soğuk….

Gezindim rüzgarım’la…
O denizin rüyasında….
Pencerede biri vardı ki sordum :
ne yapıyorsun orada?
Dedi ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O da bana sordu:
ya senin ne işin var buralarda?
dedim ki:… bilmiyorum
bu uyku ve işte rüya
sen nasılsan uykunda
ben de öyleyim

o uykunun rüyasında…

7 Tem 2014

içteki sıkıntıyı keyifle yaşamak için tatil
o sıkıntı yaşanmaya değer..
yaşadıkça çiçek açan sıkıntı
tatile götürülecek kitaplar öyle seçilir...

6 Tem 2014

Labirent aslında Deneyim mi,
yani Deneyim dediğim şey ile Labirent dediğim
aynı şey mi..???

5 Tem 2014

21 Haz 2014

bir taraf zaaf
bir taraf düşman mı, dost mu?
durmak ve gitmek hep birlikte aynı anda
sevmek ve nefret etmek de....

16 Haz 2014

Doğdum doğdum, gürledim yağdım doğdum doğdum,
ama yine birileri ölüyor, ölüyor ölüyor...
dedi ki deli: kim kendi ölümünü yenebilmiş ki!

15 Haz 2014

doğuyorum yine, tekrar tekrar doğuyorum..
birileri ölüyor
ben bu sene yeniden doğuyorum...
daha ne kadar daha doğacağım kim bilir...
Bedn doğdukça daha ne kadar daha insan ölecek
benim yüzümden değil belki ama, beni doğuran sebepten belki...

34 yaşıma ve Berkin e..

8 Haz 2014


Patladı, 7 siydi ve patladı... çok durmuştu...patladı....

26 May 2014

Belki hiç olmayacak bir şeylerin ihtimalini bir kaşıntı gibi taşımak aslında tuhaf bir haz verir insana.
Kanatmadan kaşırız hep, kanatırsan tadı kaçar..

21 May 2014

öleceğiz işte bir gün bir yerde öleceğiz
öleceğiz  öleceğiz öleceğiz..
nerde nasıl ne zaman hiç bilemeyeceğiz
sonra ki hiçlik mi, kırmızı bir bulut mu,alnımızda soğuk demir mi
bil le me ye ce ğiz...
öleceğiz işte  bir gün öleceğizzzz

20 May 2014

Değişimi görüyorum.
Yol olsaydı herşey yolunda olurdu
ama yok...ve kervan yolda düzülür
ve geçmiş bugünde yeniden belirir ve biz hep yaşarız
tekrar tekrar

15 May 2014

13 mayıs 2014 Soma da bir yangındır!
Keşke yazacak anlamlı birşeyler olsa.
Bu sadece bir kayıttır
yeterince saçmalanmıştır
daha fazlasına gerek yoktur...

izle: http://vimeo.com/channels/16ton

ek bilgi: (15 nisan daki Ay ın
29 Nisan daki Güneşin tutulmalarıdır)

15 Nis 2014

Sabitlikler,
ikilikler,
tercihler, vazgeçişler,
bozulan harddiskler, sililenler ve
hep eksikler üzerine
bir ay tutuldu yine!
Ben şehre döndüm ama kendime dönemedim...

31 Mar 2014

Acelesiz yavaş yavaş bilgisayarımı temizlemek istiyorum.
Niye şaşırıyor herkes şaşırıyorum.
Değişim bir anda mı olacaktı, burada şimdi bir şey yeşermiyor mu inceden
Bir zafer kazanacağız hevesi ile feda edilmedi mi birileri
Ölüm olacak acı olacak, birileri çaresiz kalacak..yine

16 Mar 2014

" Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde, bir türlü kendimi avutamadım"
 Urfa dolunay şarkısı...vol1

14 Mar 2014

Büyümek lazımmış danışacak kimse yokmuş
inşa etmeye başlamışız kendimizi
bir şeyler yapıyormuşuz ama istemeyi öğrenememişiz...
Bu kendini deşifre halleri içinde, bunu neden böyle yaptım neden hissettim diye sorarken
bir yandan da çalışırken
Ve birileri ölürken..
karar veremiyorum hiçbir şeye
karar vermek ve toplamak istiyorum kafayı
ama her şey çok saçma
bir tek burada kuşlar güzel, kuşlar damlara konuyor, değneğin ucunda sallanan kumaşlara inanıp
ben de inanmak istiyorum ve konmak bir dama...

11 Mar 2014

yuvacan

Bugün öldün Berkin!
Bugün biz sözümüzde hepimiz seninle öldük
ama sonra hemen çevirip başımızı fıstık yedik, su içtik, banyo yaptık, televizyon izledik.
Ama dua etmedik, edemedik
dua edesimizi bile öldürdüler
Biz....
Biz kimiz ki? sanki hepimiz birlikte üzülmüşüz gibi yapıyoruz
Biz kimiz Berkin?
Gittin, öldün, biz kaldık.
Sen ne şehit oldun, ne melek, ne ölümsüz
Sen öldün ve biz devam edeceğiz, dua bile edemeden!!

4 Mar 2014

Vicdan ve Fıtrat....."sizin fıtratınız böyle olmasa burada olmazdınız benim fıtratım böyle olmasa burda olmazdım" dedi  ve herkes çıldırmanın eşiğinde hatta çıldırmışlar intihar etmekte. Biz hesap kitap yapıyoruz ve kırılıyoruz birbirimize yine. Aile olmadığımızı aslında ve olamayacağımızı söylüyoruz birbirimize...hep...

15 Şub 2014

Bir dolunay ruyasıydı
guzel bir hisle uyandıran
tum gun o hisle sarılan
yeni haberlerle gelen
hatırladım bir hissi
iyi oldu
o his ....nerde şimdi?

28 Oca 2014

İstediğimiz gibi olmayacak belki
bu kadar detay bu kadar saçma ilişkilerle
bu kadar zamanda olmayacak
ama belki umduğumuzdan iyi olacak
kimbilir?

20 Oca 2014

Güle güle

Ölü bir bedenin bulunduğu bir kutu ile karşılaşınca
içini düşünüyor insan, içindeki duran bedeni, neye benzediğini
kutunun üzerindeki bayrak, önündeki resim
o resim hep gülen yüzüdür ölenin
küçük boy basılı olanlar yakalara iğnelenir.
Konuşur birileri mikrofona, diğerleri kendi arasında konuşsa mı bilmez
gereksiz bir sessizlik, ağlamak kendiliğinden olur otomatik
dua da utanılır, ne yeridir ne zamanı sanki.
Vedalaşmanın en yavan hali belki
birazdan toprağın örteceği ölünün, öldüğünün örtülmesi
sarılmak yok o bedene birdaha....

19 Oca 2014

Ahparig?

Güneşli İstanbul,
Hrant öleli, Ömer doğalı kaç yıl olmuş.
Dün biri daha öldü tanıdık, ölümler doğumları geçti
Hep öylesine ölmek ve öylesine anmak öleni.
Yuvanın canı olmak , can vererek yuva yapmak dedi İç görüm Erkn,
Kg de yazdı dün yuva dedi
Hrant suyun çatlağı dedi...Su çatlağına doğru dedi...
Can vermek hep yuva için,
adım dedim kaderim mi benim
ya ölenler!


15 Oca 2014

21. gün Kayseri



21. gün: Sabrımın sınırları empati ile yumuşacık yine
ama kaprisli bürokrasi ve savaşın en kansız ve sıkıcısı
kan olsaydı bu beyazlıkta renk olurdu halbuki!
Sustu, surat astım, şarkı söyledim taşlara, dolunaya ağladım
yine kendimi özlemeyi unuttum
ah o neyi yapışlarımı neye nasıl bakışlarımı özlemedim yine
sanki hep bu beyazlığa bu taşlara bu insanalara bakarmışım gibi ben
sanki hep bu odada bu yatakta yatarmışım gibi ben
insanlar yataklarını özler o yatakta yatışlarını özler
unuttum yine çarşafımın rengini
ama ödedim kiramı
kapımın kilidi yine kırık ama buralarda en büyük kilidi ben ellerimle yapıyorum
birileri var yine benimle  
onlar kendilerini özlemiş o yüzden kavgalı benimle...

6 Oca 2014




Şantiyedeki halime acıyan Rfk hoca gül almış
otel odamda bu gülü gören temizlik görevlisi
 yatağımın üzerine havludan kalp yapmış...
ayaklarım buz, midemde henüz sindiremediğim
 elektrikçinin parça koparıp elime tutuşturduğu tantuninin yağı 
içimde simetri hastası bir başkan kaygısı
gülümsedim....

31 Ara 2013


Dünya yine de döndü
görmediler görmek istemediklerini
ya da biz gördük sandık
biz kimdik o da belli değil
dış mıydık iç mi?
Dünya döndü çünkü dünya hep döner
Sirkeli suyla sildim evi
adaçayını köşelerde yaktım
sıvılaşmış patlican dolapta ve çevirenin dili dolaşmış kitapları bir torbada attım
kararmış sabunu da
Sabun, sıvı olmayandan
birileri havai fişeği patlattı kuşların gözlerinde
ve dünya yine döndü
anladım hep dönecek
organlarımızı bir yazıcı yazdı şimdi, Mısır'a kar yağdı
doğumgünümde denizgözlüğü ve maskeli oturdum bir börekçide
duymadılar duymak istemediklerini
ya da biz öyle sandık
biz kimdik ki, hepimiz bile diyemedik
Ben ismimdeki yuvayı özlermişim aslında...




22 Ara 2013

Belki de en uzun gecenin sabahını göremeyecekti bu hissiyatlar
bana nasıl bunu dersin bunu nasıl yaparsınlar
dnz de kırılmış oysa ki kırmıştır o da birçok kere
bu kuyruğunu yiyen yılan halleri bitmeyecek
bu miting de konuşmayacak nasılsa
sustum...

17 Ara 2013

Yılın son dolunayına...

Makarna yiyen sümüklü böcekleri gördüm
sütte içtiler kedilerle
Kedinin dilinin varmadığına onlar yetiştiler
iki gün önce kesilen ayvanın kararan içini gördüm buzdolabının dolunayında
spor pantolonunu ütülü giyinen erkekleri gördüm
giysileri hep toprak ve yeşil renkli
Vapurun titreşimiyle çınlayan çaykaşığının yarattığı siniri gördüm dönüş yolunda, yan masada
Anlattıklarının karmaşıklığını anlattıklarını anlatırken saçlarını birbirine bulaştırarak çözmeye çalışan adamı gördüm ismi İskender, üstelik ayak tarak kemiklerini kırmış başka bir karmaşıklığında
Elimdeki kanı kabuk bağlamış çizikleri gördüm bunları yazarken
Kazağımdaki baykuşu gördüm yazdıklarımı izleyen
ama
dolunayı görmedim bu gece...

15 Ara 2013

Dünyayı güzellik kurtaracak...

Dünyayı güzellik kurtaracak, aşk kurtaracak, şiir kurtaracak!!! inanıyorum
inanıyorum bu pankartlara, taşımaktan hep utandığım kalabalıkta
sözüne inandığım ama yazmak eylemini bile başka zorunluluklara feda ettiğim
yine de inanıyorum, dünyanın kurtulacağına bu inanışla...
ama insanlık kurtulmayacak bence, insanlık kendi kuyusuna hep koşacak
piramitini inşa ederek tırmanırken gölgesini labirentte kaybedecek
ama dünya kurtulacak, güzellikle, aşkla ve şiirle...
çünkü aslında güzellikler, aşk ve şiir insandan azade, ondan öte...
insan suretinde görse de yaşamayacak güzellikleri,
yaşamayı bilmez çünkü insan öğrenemeyecek
görmeyi izlemeyi bilir hep onu bilecek,
kuyusunda da gökyüzünü görecek,
koştuğu kararnlıkta arkasındaki ışığı hiç bilemeyecek,
ama dünya hep o ışıkla kurtaracak kendini
tekrar tekrar...


10 Ara 2013

hissiyatların ayarı

Kulaklığını takınca bilgisayar başında bir odaya girmiş gibi olunur ama çıplaktır oda yine de.
Ağlayamazsın mesela, kaşırsan burnunu görünür. Ekranına bakarsın, tavan yasaktır. Canı sıkan bir telefon konuşması sonrası hissiyatının ince ayarını ayarlamaktan yorulan beyinin susmaz. Ya ayarlanamazsa hissiyat,  telefondakinin hırçın hissiyatı geri püskürtülemez ise yapışırsa sümük gibi yüze göze, ya hissiyat patlarsa içe doğru, büzüşürse iç ekşilik gibi yeşil yeşil. İsmi milletimizden armağan, unesco tarihi miras listesinde gururumuz kahvemiz çok güzel ama çok çabuk bitiryor! Kısacık bir es yetmiyor üç yudum. Daha buyuk olunca da fincan tadı böyle olmuyor. Bu bitti bitecek telaşı ve yudumumların büyüklük ayarı . Herşey bu kadar ayarlı olmasa keşke, telefona kustuğumda Levent’den Gümüşsuyunda avizeden fışkırsa keşke, kahvenin fincanı küçük ama keyfi ayarsız büyük olsa. Olsa da olsa…

12 Kas 2013

günler

In Rome, the days of the week were named after planets and the sun and moon:
Sunday . Sun
Monday . Moon
Tuesday . Mars
Wednesday . Mercury
Thursday . Jupiter
Friday . Venus
Saturday . Saturn

11 Kas 2013

aa' dan hafta baslagıncı siiri: 

cansever'den mukabeleler: 
Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk;
Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.
 Kalbim, serseriliğim benim.
 Oyuluyorum şu masmavi boşluğa
Gölgesiz kıpırtısız
Yalnızlık sensin. 
Konuşuyorum kendi kendime odamda
Bir portakal suyu iç, ya da içme, ne yaparsan yap
Yalnızlık sensin.

Bir giden, bir dönen, sonra yeniden giden
Şiire dönüşen bir yalnızlıksa bu da
Bir sen varsın, ordasın, kısık sesli yalnızlık


-->
Bu benden:
Bir tür korku, karnımda bir bulut boğum boğum
gıcırdıyor durdukça
o umutcuk, o pırıltı hep sessiz olacak
çıkası yok bulutun, içe doğru hep
çıksa toz olacaktı zaten
içeri büyüme zamanı şimdi
hazırlarlar hep herşey herşeylere
belki hiç hazır olunmayacaktır
ama bulut çıktığında dışıma
uçsuz kuyruksuz yağmurlar yağacak ve

çürüyecek bir yerlerde bir meyve...

10 Kas 2013

Bulut ve umutcuk




Gezi Parkı Direnişinin Mimari Ölçeği 
XXI Temmuz/Agustos 2013  
https://issuu.com/xxi_dergi/docs/xxi_temagu13

Gezi Parkı direnişinin alt üst ettiği birçok tanım var. Direniş öncesinde çok rahatlıkla kullandığımız birçok tanım ve genellemeyi artık yeniden ele almak durumundayız. Direniş ile birlikte mimari söylem içinde yer alan “Kamusal Alan” tanımı da  benzer bir dönüşüm geçirdi. Direniş öncesi ortamda yapılmaya çalışılan her kamusal alan tanımı aslında asla gerçek olarak yaşanmamış bir deneyimi varsayma çabası imiş. 

Mimari projelerimizde üzerine en heyecanlı fikirleri ürettiğimiz, hakkında tezler yazdığımız  kamusal alan, donmuş bir temsil alanı olmaktan çıkıp planlanmamış, projelendirilmemiş, anlık ortak bir deneyimle yaşanan ve asla temsili hale getiremeyeceğimiz bir his olarak belirdi. Ve biz şimdi alışık olduğumuz temsil araçları ile bir türlü görünür hale getiremediğimiz bu his ile ne yapacağımız bilemiyoruz.

Birçok video, çizim, görsel tanımlama ve kaydetme çabası ile bir türlü temsil edemediğimiz bu his mimarlar için birtür eksiklik hissini de beraberinde getirdi. Direniş içinde yaşanan, yaşandıkça yeni deneyimleri kendi içinde doğuran  kamusal deneyim  mimarlar  için de coşkulu bir deneyim idi fakat  alışkın olduğumuz  temsil alanları içinden ele alındığında ise yaşattığı eksiklik hissi ile tuhaf bir çelişkiye neden oldu.Herşey dilimizin ucunda ama ne söyleniyor, ne yutuluyor…

Mesleki alışkanlıklarımıza ve tanımlama sistemlerimize başvursak da hepsi geçersiz. Belki bu deneyim birçok tez, birçok proje doğuracak ama “aslı” sadece bu deneyimi yaşayanların ortak belleğinde kalacak.  Biliyoruz ki bu deneyim ne mimari bir projenin sonucu olabilirdi ne de bir mimari projede sabitlenebilecek. 

Daha da tuhaf olanı kendi uzmanlık alanımız içinde gördüğümüz kamusal alan bizim dışımızda ve öngörülmeden yaşandığında da bizler mimar olarak bu deneyim içinde varlık gösteremedik.   Mimarların direnişin başlangıcında oynadığı rol önemli olmakla birlikte, direnişin deneyimindeki varlıkları resmi itirazlarının ve  bildirilerinin ötesine geçemedi. Bu süreçte, kamusal alan içinde en belirgin mimari üretimler ise mimar olmayanlar tarafından gerçekleştirildi. Ve bu örneklerin çoğu, projelendirilmeden ve temsil araçları ile temsil edilme aşamalarına tabi tutulmadan, o anda, o zaman içinde inşa edildi ve o anda deneyimlendi.  Sadece temsili proje ölçeğindeki bir deneyim alanı içine hapsolmuş olan bizlerin ilk aklına gelen ise önümüzde duran bir taşı diğer bir taşın üstüne koymak değil projeler üzerinden konuşmakdı.



Bu noktada akla şu soru geliyor; “mimari proje ölçeği” dışında, birebir sokakta deneyimleyebildiğimiz ve gerçekleştirebileceğimiz bir mimarlık hangi ölçekte, ne tür ilişkilerle, nasıl varolabilir?

3 Kas 2013

Günes tutula Akrep'e...

....Peki nesneleştirmeden hayatım nasıl ola ki?
Şu çamaşırlıkta asılı donlarım
üstelik çamaşırlığın en pahalı metalik renkli olanına asılı
ve çiçekli ve dantelli ve penye
Sobanın yansıyan sıcak turuncusu
pencerenin arkasında sonbahar renkli sarmaşık
üstelik güneş tutuldu tutulacak,
elbet bu nesneler kendililerinden gayrı ve öte  bir tutkalla bağlıdırlar.
Ama bu kırmızı koltuktan oturup bakınca;
çamaşırlığa asılı donlar, küçük bir yer sobası ve sararmış sarmaşık gibi duruyorlar..

30 Eki 2013

tatil dönüşü karın ağrısı ve biriken işler...
ama açılmış kulaklar, duyar olmuş kuş seslerini olur olmaz
gidilecek bir yer yok aslında keşfettik bir de böylece
bu şehirde de kuşlar varmış halbuki...

3 Eki 2013

luna'lı ipek'li volume-1

"Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur, terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz." Kurtlarla koşan kadınlar syf 262- Luna'nın 1. yaş mesajı

2 Eki 2013




İşte o kalemler ve  traşçı yeşil, en büyüğünden...
Kalemlerin ucu sivri ve renkli
Ben yine isteksiz, öylesine...konuş konuş yaz yaz
ama yaz da bitti zaten!

25 Eyl 2013

kg dedi: tek sorun söylediklerinde
kendini bir duruma iskele etme eğilimi..
sanattan kurtulmak demek herbir fazlalığımızdan kurtulmak demektir sanırım...


23 Eyl 2013

tabi ki yaşanmaya değer olan seçiliyor,tabi ki...
kahve biraz sulu içilyor tabiki
ve tabi ki sokak köpekleri rüyalarında koşuyor, uyurken bu pis sokaklarda
ve hergün yine de kendin için beş şey bulunamıyor
başkalarında bin olan sen de beş olmuyor
olmasın napalım...

lilith

Hepimizin hayatın yaşanmaya değer ve güvenilir bir yer olduğuna inanmaya ihtiyacımız vardır. Ve hepimizin pek de öyle olmadığını düşündüren bir takım anılar

"Zaman herşeyi biliyor sadece gizliyor" İ.İ


10 Eyl 2013

Bir bildiğiniz var mı gerçekten
kolay mı yoksa gerçekten ölmek...
22 de Ahmet?

5 Eyl 2013


Biz renkleri, kumda açan çiçekleri
dağların denizlerini
Zeus'u Atena'yı, zeytini ve dallarını
temiz çorapları ve elimizi yıkamayı 
severiz.
Şükür ki onlar da bizi  dedim Taşev'e

17 Ağu 2013

Bugünün sorusu buymuş:

what i want?
what i need?

17 si geyikli



kaydedelim biz de geyikli gece gibi
bir şiiri anlatmak başka bir dile ne zor ama
anladı Taşev
imkansız hiç değil
bir eli boynuz gibi yaptığında o mitolojideki ay dan başlıyorsa hiç değil
ama yine de bazı şeyler imkansız
olsun kaydedelim bugunü geçmiş acılarımızla yine ucundan atlattığımız en büyüğünü
ama hissettiğimiz o çaresizliği
ve yenilerini de üstüne alalım altına yazalım
asla gerçekmiş gibi bile olmayacaklar büyüklerinin yanında
ama yine sızlayacak bir yerler el mahkum
"düşünme hiç" çalacak plaktan birgün
ve koşacağız bugüne, bu geceye geyikli geyiksiz
o zaman da bugünü özleyeceğiz biliyorum
kırdığımız farketmeden ve ısırdığımız parmaklarını, birini
anlattığımız birisine dramaları ne çok sevdiğimizi...
kaydedelim sadece yine hatırlamak için
işimiz ne hayatta, unutmak ve sonra yeniden bir anda....

16 Ağu 2013

Bir fitil
kulaktan almalı
sonra sessiz zihinnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn tın tın

12 Ağu 2013

Kabuslu sıcak gece
ve sonuc bu mutsuzluk hali o kadar

6 Ağu 2013

karadeniz coğrafyasından Prvn'ciğim egeye gelince dedi:

"Bu kadar taş olur mu yav!! Bir zamanlar buralara taş yağdı herhal"
yerbasığı oldu de Prvn: yeni doğan bir bebek çok esnerse yerbasığı olmuş olurmuş.
Beşiğine şeftali yaprağı koyalım...

4 Ağu 2013

Turgut Uyar'ın Dogumgünü

Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar

30 Tem 2013

27-28
Bu hafta sonu bir şeyler oldu.. oldu oldu oldu
keep remembering....

29 Tem 2013



Davut'un yıldızı Lilith yani kara aya 
Selana yani beyaz ay eşlik edince....

26 Tem 2013

Ve bugün bir nhr geldi.
Ve bugün hala oldum.
Bugün bir nehir hatırlattı yeniden
ahşap bir tekne olmanın gerekliliğini...

it still there!


zaman dedik bir mesele
herkesin zamanı ayrı birer mesele
bazen bir filmin içinde akıyor
bazen bir film benimle birlikte akıyor
ama sadece bütününe bakınca anlaşılıyor..

23 Tem 2013

Aslında henüz oluşmamış alışkanlıkları yaratma isteği:

"
I like when you remind me of important things

In the bookstore I remembered your fingernail"...

14 Tem 2013

13 Tem 2013

Bazı dişçiler insanı çürük sanarmış..

10 Tem 2013


O çocuk öldü

bu çocuk yaşıyor

onlar öldü

bunlar olanlar burada

sloganlara kuyruk, hangi devrimin şehitleri
hangi günahın kurbanları
Ben neden bu kadar borçlu
kahramanlara ya da kurbanlara neden ihtiyacımız var?


4 Tem 2013

Kiraz mevsimi


Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu.

 Sait FaikAbasıyanık

30 Haz 2013

27 Haz 2013

taşev: (I wonder what monsters eat for dinner?)

balık+rakı and listen Zeki Müren

İstanbul’un Kent Müzesi Gezi Parkı Direnişi’dir

24/06/2013skopbülten Yuvacan Atmaca
Hafızanın mekânsallaşmasında ve ortak deneyimlerin aktarılmasında kent müzeleri ayrı bir yer tutmaktadır. Bir kentin tarihi boyunca edindiği tüm deneyimleri ve imgeleri aynı mekân içinde temsil edebilmek elbette imkânsızdır. Özellikle Türkiye gibi, kentsel her tür verinin iktidarlara oyuncak edildiği, farklı anlamlarla kodlandığı ve oluşturulan farklı değer mekanizmalarıyla kamuya aktarıldığı ülkelerde bu iş neredeyse imkânsız gözükmektedir.
Bu imkânsızlığın yanında, kamusal olanın deneyiminin hiçbir şekilde kentsel ölçekte görünür hale gelemediği bir kültürde kent müzeleri önemli bir noktada duruyor. Kent müzeleri de kentlilerin kentle kurdukları ilişkinin tarihselleştirilmesinde ve bir hemşeri öznelliğinin oluşmasında önem taşıyor. Bu önem genellikle “şanlı tarih” retorikleriyle kabartılan bir gurur ve dramatize edilen bir yerel mimariyle oluşturulmaya ve öğretilmeye çalışılan bir aidiyet duygusu ve kimlik olarak ele alınır. Ama aslında kent müzeleri, kentlilerin kişisel deneyimleri ve elde edilen kişisel imgeler ile kamusal deneyim ve imgelerin gerilimli karşılaşma mekânlarıdır.
Yıllardır oluşturulması beklenen İstanbul Kent Müzesi de bu durumu ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla düzenlenen Kent Müzesi Çalıştayı’nın, müzenin oluşturulmasında görev alacak kişilerin çoktan belirlenmiş olduğu gerçeğinin ortaya çıkmasıyla göstermelik olduğu anlaşılmıştı. Ayrıca, bu Çalıştay, İstanbul hakkında şimdiye kadar yapılmış olan birçok sergi ve çalışmaya ait birikimin de hiçbir şekilde değerlendirilmeyeceği gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Şimdi bunlara ek olarak, Gezi Parkı direnişi dolayısıyla yapılan açıklamalarda, Çalıştay’da kent dışında oluşturulacağı açıklanan Müze’nin Gezi Parkı’nda yeniden inşa edilmek istenen Topçu Kışlası’na taşınabileceğinden bahsediliyor. Böylece besbelli,  Kışla yapısının, protesto edilen alışveriş mekânlarına alternatif olarak daha sevimli ve makul gözüken İstanbul Kent Müzesi projesiyle pazarlanması hesap ediliyor.
Oysa, tam da bu açıklamaların yapılmasıyla eşzamanlı olarak, Gezi Parkı’nda,  hiçbir kurum tarafından, hiçbir temsiliyet aracılığıyla mekânsallaştırılamayacak biçimde, bizzat kentliler tarafından zaten bir müze oluşturulmaktaydı. Hem de ne eğitici bir misyon üstlenerek, ne de piyasayla ilişkilenerek…
Bu oluşum, bilindik anlamda kentin farklı zamanlarının nesnelliklerinin toplanması, biraraya getirilmesi ve sergilenmesinden değil, kentlinin kendi iç potansiyel enerjisiyle keşfederek deneyimlediği, hiçbir zamana ve duruma referans vermeyen, fotoğraf ve benzeri kayıt türleriyle nesneleştirilemeyecek ve böylece arşivlenemeyecek, dolayısıyla hiçbir piyasada değer arz etmeyecek bir oluşumdu. Sadece bu deneyimi yaşayan insanların kişisel belleğinde kayıtlanacak ve birebir onlar tarafından kişisel ilişkiler aracılığıyla aktarılabilecek bu deneyim, nesneleştirilmiş değerlerin ötesinde kentli için yeni bir imge ve değer sistemi yaratmıştır.

Birbirine benzemeyen, hatta zıt birçok şeyin biraraya geldiği Taksim Gezi Parkı, yarattığı imgelerle, hikâyelerle kent belleğine dahil olmuştur. Böylece, kamusal olanın bir kural koyucu olmadan nasıl düzenlenebileceği ve tecrübe edilbileceği konusunda bir kent müzesinin canlandıramayacağı muhteşem bir sahne kurmuştur.