Ay tutmak üzere
bir yokuştan aşağı inen kişisel uzaklıklarla
rehineler cinayetler yangınlar ve karanlıklar
biz yine düşman olmayı seçtik
devletin öldürmesi hak oldu
haklı talepler suç oldu
birilerinin kahramanı birilerinin teröristi oldu
korunması gereken insan değil devlet oldu
Sırları söyleyecekler sus oldu
'Berkin' korku oldu
bilinçaltımıza ne çok şey oldu
bu çelişkilerle yine yaşanmaz oldu!
Tüketmek Zorunda Olduğum Enerji Fazlalığı İşlemek İstediğim Günahlar Kısaca deryada deryalıklar!
31 Mar 2015
29 Mar 2015
SAF OLUŞ: OLAYLAR
Özü şimdiden kurtulmak olan oluşun eşzamanlılığı: aynı anda iki yönde gitmek, iki yöne birden çekmek oluşun özüne aittir.
*Ben büyüyorum tek bir hamle ile olduğumdan daha büyük ve yeni halimden daha küçük olurum. Küçülmeksizin büyüyemem, büyümeksizin küçülmem.
Sağduyu her şeyde belirlenebilir tek bir yön olduğunu kabul etmektir, oysa paradox iki yönü birden kabul etmektir (s.17)
Bu bakışla Platon iki boyutu birbirinden ayırır.
1- sınırlı ve ölçülü şeyler boyutu. Bunlar ister geçici ister kalıcı olsun , hep durağanlıklar varsayan, şimdilerin belirlenmesini, öznelerin belirlenmesini varsayan sabit nitelikler boyutu.
Ben (özne) belli bir anda belli bir büyüklüğe sahip olmalıyım.
2- Ölçüsüz, saf bir oluş, daima şimdiden kurtularak, gelecek ile geçmişi, artıyla eksiyi maddenin eşzamanlılığında örtüştürerek iki yönde de durmaksızın ilerleyen tam bir deli oluş
Burada bahsedilecek ikilik bu idea ile madde, duyulur olanla zihinsel olan arasındaki ikililk değil
Bahsi geçen içerik maddi duyulur cisimlere gömülü gizli bir ikilik. ideanın etkilemesine maruz kalanla bu etkilemeden kaçan arasındaki ikilik. model kopya değil kopya simulakrlar arasındaki ayrım
Deleuze Anlamın Mantığı
22 Mar 2015
Evet 20 snde güneş tutulmuştu, huzurluydu , sınırlar çizilmişti biraz ben ile biz arasında
acaba simdi nelerin tohumu atılmakta idi...
acaba simdi nelerin tohumu atılmakta idi...
19 Mar 2015
Evet tanıdık olmak, arkadaş olmak, aile olmak ve yabancı olmak bu kadar yakın aslında.
Biri yokuşta aşağı giderken diğer yukarı tırmanmakta o kadar.
Biri yokuşta aşağı giderken diğer yukarı tırmanmakta o kadar.
12 Mar 2015
Zira senin üzerinde de bir gün otlar bitecek!
Uçan kuşlar martılar yeşil tatlı bir bahar....
Uçan kuşlar martılar yeşil tatlı bir bahar....
6 Mar 2015
Bir yolu ilk keşfedenin
o yolun tekrar tekrar keşfedilişini izlemek kalışındaki sıkıntısı
çözümsüz...
sadece izlemeliii
o yolun tekrar tekrar keşfedilişini izlemek kalışındaki sıkıntısı
çözümsüz...
sadece izlemeliii
8 Şub 2015
Müzeyyen
İçimizdeki Müzeyyen
gitti bugün
siyah takma kirpiklerinin bakışındaki siyah gözleri
çapkın gülüşündeki siyah ben
gitti bugün
bir ses kaldı içimizdeki plakta derinden
hep demli hep isyankar hep ta içerden taaa dışarıya taşmalı
hep kadın kadın....
5 Şub 2015
1 Şub 2015
Hiçbir şey İstanbul'da lodosun ve güzel bir kitabı bitirmenin insanda bıraktığı hissin yerini tutamaz.
Tehanu*
Tehanu*
18 Oca 2015
İki avucumun içinde ovuşturduğum tesbihin sesi
kıprtısız içime yaptığım kalp masajı gibiydi
tek tek çekecek sabrı bulamadığımızdan belki
kırılacak gibi kütür kütür 99larla koşuyorlar
kıprtısız içime yaptığım kalp masajı gibiydi
tek tek çekecek sabrı bulamadığımızdan belki
kırılacak gibi kütür kütür 99larla koşuyorlar
10 Oca 2015
Duygusal içlik de olsa keşke!
21 Ara 2014
"bir karşı yakadan dönüş serüveni"
Dolmuş belli bir sayı için programlanamaz
dolmuş sadece dolmak içindir.
Kaç ile dolacağını içine aldıkları belirler.
Ama söför sayar doldurur yarım olan da tam verir
hiçbir eksik helal edilmez...
Aslında en uzun gecenin bir gece öncesi bir dernek kurulmuştur:
"Tereyağında kavrulmakta olan karides düşleri derneği" 2014.12.20 Kadıköy / Moda
Derneğin iki üyesi vardır der dnz:
Derneğin temel meselesi tereyağında kavrulmuş karideslerin kendi lezzetlerini asla bilemeyecek olmaları bu lezzeti bilenlerin ise karideslerin düşlerini bilemiyor olmaları ve bu iki bilinmez durumun çelişkili bir şekilde birarada olmaları. "Kavrulmakta olan" vurgusu ise bu çelişkili süreçlerin asla son bulmaması ve hayatın sadece bu çelişkli durumlardan oluşması...
Dolmuş belli bir sayı için programlanamaz
dolmuş sadece dolmak içindir.
Kaç ile dolacağını içine aldıkları belirler.
Ama söför sayar doldurur yarım olan da tam verir
hiçbir eksik helal edilmez...
Aslında en uzun gecenin bir gece öncesi bir dernek kurulmuştur:
"Tereyağında kavrulmakta olan karides düşleri derneği" 2014.12.20 Kadıköy / Moda
Derneğin iki üyesi vardır der dnz:
Derneğin temel meselesi tereyağında kavrulmuş karideslerin kendi lezzetlerini asla bilemeyecek olmaları bu lezzeti bilenlerin ise karideslerin düşlerini bilemiyor olmaları ve bu iki bilinmez durumun çelişkili bir şekilde birarada olmaları. "Kavrulmakta olan" vurgusu ise bu çelişkili süreçlerin asla son bulmaması ve hayatın sadece bu çelişkli durumlardan oluşması...
17 Ara 2014
Bazen bir yolun yürünmesi gerekilir,
kaybolmak gereklidir,
Çıkış için "ihtiyaç" dır denir
aslında sadece bazen çıkılır gibi yapılır
kabolmak ise gereklidir..
kaybolmak gereklidir,
Çıkış için "ihtiyaç" dır denir
aslında sadece bazen çıkılır gibi yapılır
kabolmak ise gereklidir..
1 Ara 2014
modernlik insanlığın narsizm hastalığına yakalanmış hali mi acaba diye sorarken!
Boşluktan bir şey isteyen avuç gibi cesaretli ve bomboş
Kör olsa öleceğini sanan bir gözün bebeği gibi huzursuz ve dopdolu
Doldurmadı hiçbir gözün yaşı avuçları
Oysa Göz boşluğa doluydu!
31 Eki 2014
23 Eki 2014
Güneş tutuluyor, altı ay once ne olmustu?
hangi tohumları ekmiştik...
şimdimim teması: tez diyorum tez zamanda
kendimi değerli hissetmek için değil, gerçekten değerli olanlar için
neye hizmet ettiğimin anlamı, sadece kendm için ...
içimdeki ben i dönüştürmek için
güven duymak için bana güvenmek
müziği hatırlamak ve aşk filimlerindeki o hissi hatırlamak için
ne olursa olsun samimi olabilmek için....
hayat için kendim için
hangi tohumları ekmiştik...
şimdimim teması: tez diyorum tez zamanda
kendimi değerli hissetmek için değil, gerçekten değerli olanlar için
neye hizmet ettiğimin anlamı, sadece kendm için ...
içimdeki ben i dönüştürmek için
güven duymak için bana güvenmek
müziği hatırlamak ve aşk filimlerindeki o hissi hatırlamak için
ne olursa olsun samimi olabilmek için....
hayat için kendim için
21 Eki 2014
18 Ağu 2014
10 Ağu 2014
Ne Uykusu....
Eve elimde ölü bir tavşanla geldiğimde bana gelme deme,
çünkü benim iyiliğim bana seninki sana güzel...
aslında konuşup durduğumuz bu kelimeler
çürük birer diş gibi ağzımızda
konuşmasak, yazmasak, taş olsak ya...
dünya kurtulmak istemiyor belki
durdukları kıyılarından ayırdığım taşlar ağlıyor belki
aç köpekleri doyurmasak da aç kalsak ya...
içimizdeki kötüyü sevsek ya...
çünkü benim iyiliğim bana seninki sana güzel...
aslında konuşup durduğumuz bu kelimeler
çürük birer diş gibi ağzımızda
konuşmasak, yazmasak, taş olsak ya...
dünya kurtulmak istemiyor belki
durdukları kıyılarından ayırdığım taşlar ağlıyor belki
aç köpekleri doyurmasak da aç kalsak ya...
içimizdeki kötüyü sevsek ya...
2 Ağu 2014
17 Tem 2014
13 Tem 2014
lirik Kg....
DÜN SABAH
_ YUVİ
‘ye OPE_
Darıca 09.05.2014
Yoldaydım
dün sabah…
Ayaklarımın
üstünde
Keskin
bir nefes aldım soğuk
Geçti
gitti rüya içimden…
Masaya
doğru sustum…
Kimse
mi yoktu etrafta?
Döndüm
öte yana çok soğuk
Yaşardı
gözlerim
Gezindim
rüzgarımla…
Denizlerin
üstünde…..
Pencerede
biri vardı ki sordum :
ne
yapıyorsun orada?
Dedi
ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O
da bana sordu:
ya
senin ne işin var buralarda?
…
Yorgan
döşek uyuyordum
Hastaydı
köpekler
ve
sallanıyordu ki tekne;
Döndüm
ki uykumda ve çok soğuk
Gördüm
gitti içimdeki rüya……
Masaya
doğru sustum…
Kimse
mi yoktu etrafta?
Döndüm
öte yana çok soğuk….
Gezindim
rüzgarım’la…
O
denizin rüyasında….
Pencerede
biri vardı ki sordum :
ne
yapıyorsun orada?
Dedi
ki düşüyorum bu yüksek bulutlardan,
O
da bana sordu:
ya
senin ne işin var buralarda?
…
dedim
ki:… bilmiyorum
bu
uyku ve işte rüya
sen
nasılsan uykunda
ben
de öyleyim
o
uykunun rüyasında…
11 Tem 2014
7 Tem 2014
6 Tem 2014
3 Tem 2014
1 Tem 2014
21 Haz 2014
16 Haz 2014
15 Haz 2014
26 May 2014
21 May 2014
20 May 2014
15 May 2014
15 Nis 2014
31 Mar 2014
16 Mar 2014
14 Mar 2014
Büyümek lazımmış danışacak kimse yokmuş
inşa etmeye başlamışız kendimizi
bir şeyler yapıyormuşuz ama istemeyi öğrenememişiz...
Bu kendini deşifre halleri içinde, bunu neden böyle yaptım neden hissettim diye sorarken
bir yandan da çalışırken
Ve birileri ölürken..
karar veremiyorum hiçbir şeye
karar vermek ve toplamak istiyorum kafayı
ama her şey çok saçma
bir tek burada kuşlar güzel, kuşlar damlara konuyor, değneğin ucunda sallanan kumaşlara inanıp
ben de inanmak istiyorum ve konmak bir dama...
inşa etmeye başlamışız kendimizi
bir şeyler yapıyormuşuz ama istemeyi öğrenememişiz...
Bu kendini deşifre halleri içinde, bunu neden böyle yaptım neden hissettim diye sorarken
bir yandan da çalışırken
Ve birileri ölürken..
karar veremiyorum hiçbir şeye
karar vermek ve toplamak istiyorum kafayı
ama her şey çok saçma
bir tek burada kuşlar güzel, kuşlar damlara konuyor, değneğin ucunda sallanan kumaşlara inanıp
ben de inanmak istiyorum ve konmak bir dama...
11 Mar 2014
yuvacan
Bugün öldün Berkin!
Bugün biz sözümüzde hepimiz seninle öldük
ama sonra hemen çevirip başımızı fıstık yedik, su içtik, banyo yaptık, televizyon izledik.
Ama dua etmedik, edemedik
dua edesimizi bile öldürdüler
Biz....
Biz kimiz ki? sanki hepimiz birlikte üzülmüşüz gibi yapıyoruz
Biz kimiz Berkin?
Gittin, öldün, biz kaldık.
Sen ne şehit oldun, ne melek, ne ölümsüz
Sen öldün ve biz devam edeceğiz, dua bile edemeden!!
4 Mar 2014
Vicdan ve Fıtrat....."sizin fıtratınız böyle olmasa burada olmazdınız benim fıtratım böyle olmasa burda olmazdım" dedi ve herkes çıldırmanın eşiğinde hatta çıldırmışlar intihar etmekte. Biz hesap kitap yapıyoruz ve kırılıyoruz birbirimize yine. Aile olmadığımızı aslında ve olamayacağımızı söylüyoruz birbirimize...hep...
15 Şub 2014
Bir dolunay ruyasıydı
guzel bir hisle uyandıran
tum gun o hisle sarılan
yeni haberlerle gelen
hatırladım bir hissi
iyi oldu
o his ....nerde şimdi?
guzel bir hisle uyandıran
tum gun o hisle sarılan
yeni haberlerle gelen
hatırladım bir hissi
iyi oldu
o his ....nerde şimdi?
28 Oca 2014
İstediğimiz gibi olmayacak belki
bu kadar detay bu kadar saçma ilişkilerle
bu kadar zamanda olmayacak
ama belki umduğumuzdan iyi olacak
kimbilir?
bu kadar detay bu kadar saçma ilişkilerle
bu kadar zamanda olmayacak
ama belki umduğumuzdan iyi olacak
kimbilir?
20 Oca 2014
Güle güle
Ölü bir bedenin bulunduğu bir kutu ile karşılaşınca
içini düşünüyor insan, içindeki duran bedeni, neye benzediğini
kutunun üzerindeki bayrak, önündeki resim
o resim hep gülen yüzüdür ölenin
küçük boy basılı olanlar yakalara iğnelenir.
Konuşur birileri mikrofona, diğerleri kendi arasında konuşsa mı bilmez
gereksiz bir sessizlik, ağlamak kendiliğinden olur otomatik
dua da utanılır, ne yeridir ne zamanı sanki.
Vedalaşmanın en yavan hali belki
birazdan toprağın örteceği ölünün, öldüğünün örtülmesi
sarılmak yok o bedene birdaha....
içini düşünüyor insan, içindeki duran bedeni, neye benzediğini
kutunun üzerindeki bayrak, önündeki resim
o resim hep gülen yüzüdür ölenin
küçük boy basılı olanlar yakalara iğnelenir.
Konuşur birileri mikrofona, diğerleri kendi arasında konuşsa mı bilmez
gereksiz bir sessizlik, ağlamak kendiliğinden olur otomatik
dua da utanılır, ne yeridir ne zamanı sanki.
Vedalaşmanın en yavan hali belki
birazdan toprağın örteceği ölünün, öldüğünün örtülmesi
sarılmak yok o bedene birdaha....
19 Oca 2014
Ahparig?
Güneşli İstanbul,
Hrant öleli, Ömer doğalı kaç yıl olmuş.
Dün biri daha öldü tanıdık, ölümler doğumları geçti
Hep öylesine ölmek ve öylesine anmak öleni.
Yuvanın canı olmak , can vererek yuva yapmak dedi İç görüm Erkn,
Kg de yazdı dün yuva dedi
Hrant suyun çatlağı dedi...Su çatlağına doğru dedi...
Can vermek hep yuva için,
adım dedim kaderim mi benim
ya ölenler!
15 Oca 2014
21. gün Kayseri
21. gün: Sabrımın sınırları empati ile yumuşacık yine
ama kaprisli bürokrasi ve savaşın en kansız ve sıkıcısı
kan olsaydı bu beyazlıkta renk olurdu halbuki!
Sustu, surat astım, şarkı söyledim taşlara, dolunaya ağladım
yine kendimi özlemeyi unuttum
ah o neyi yapışlarımı neye nasıl bakışlarımı özlemedim yine
sanki hep bu beyazlığa bu taşlara bu insanalara bakarmışım gibi ben
sanki hep bu odada bu yatakta yatarmışım gibi ben
insanlar yataklarını özler o yatakta yatışlarını özler
unuttum yine çarşafımın rengini
ama ödedim kiramı
kapımın kilidi yine kırık ama buralarda en büyük kilidi ben ellerimle yapıyorum
birileri var yine benimle
onlar kendilerini özlemiş o yüzden kavgalı benimle...
6 Oca 2014
Şantiyedeki halime acıyan Rfk hoca gül almış
otel odamda bu gülü gören temizlik görevlisi
yatağımın üzerine havludan kalp yapmış...
ayaklarım buz, midemde henüz sindiremediğim
elektrikçinin parça koparıp elime tutuşturduğu tantuninin yağı
içimde simetri hastası bir başkan kaygısı
gülümsedim....
31 Ara 2013
Dünya yine de döndü
görmediler görmek istemediklerini
ya da biz gördük sandık
biz kimdik o da belli değil
dış mıydık iç mi?
Dünya döndü çünkü dünya hep döner
Sirkeli suyla sildim evi
adaçayını köşelerde yaktım
sıvılaşmış patlican dolapta ve çevirenin dili dolaşmış kitapları bir torbada attım
kararmış sabunu da
Sabun, sıvı olmayandan
birileri havai fişeği patlattı kuşların gözlerinde
ve dünya yine döndü
anladım hep dönecek
organlarımızı bir yazıcı yazdı şimdi, Mısır'a kar yağdı
doğumgünümde denizgözlüğü ve maskeli oturdum bir börekçide
duymadılar duymak istemediklerini
ya da biz öyle sandık
biz kimdik ki, hepimiz bile diyemedik
Ben ismimdeki yuvayı özlermişim aslında...
22 Ara 2013
Belki de en uzun gecenin sabahını göremeyecekti bu hissiyatlar
bana nasıl bunu dersin bunu nasıl yaparsınlar
dnz de kırılmış oysa ki kırmıştır o da birçok kere
bu kuyruğunu yiyen yılan halleri bitmeyecek
bu miting de konuşmayacak nasılsa
sustum...
bana nasıl bunu dersin bunu nasıl yaparsınlar
dnz de kırılmış oysa ki kırmıştır o da birçok kere
bu kuyruğunu yiyen yılan halleri bitmeyecek
bu miting de konuşmayacak nasılsa
sustum...
17 Ara 2013
Yılın son dolunayına...
Makarna yiyen sümüklü böcekleri gördüm
sütte içtiler kedilerle
Kedinin dilinin varmadığına onlar yetiştiler
iki gün önce kesilen ayvanın kararan içini gördüm buzdolabının dolunayında
spor pantolonunu ütülü giyinen erkekleri gördüm
giysileri hep toprak ve yeşil renkli
Vapurun titreşimiyle çınlayan çaykaşığının yarattığı siniri gördüm dönüş yolunda, yan masada
Anlattıklarının karmaşıklığını anlattıklarını anlatırken saçlarını birbirine bulaştırarak çözmeye çalışan adamı gördüm ismi İskender, üstelik ayak tarak kemiklerini kırmış başka bir karmaşıklığında
Elimdeki kanı kabuk bağlamış çizikleri gördüm bunları yazarken
Kazağımdaki baykuşu gördüm yazdıklarımı izleyen
ama
dolunayı görmedim bu gece...
sütte içtiler kedilerle
Kedinin dilinin varmadığına onlar yetiştiler
iki gün önce kesilen ayvanın kararan içini gördüm buzdolabının dolunayında
spor pantolonunu ütülü giyinen erkekleri gördüm
giysileri hep toprak ve yeşil renkli
Vapurun titreşimiyle çınlayan çaykaşığının yarattığı siniri gördüm dönüş yolunda, yan masada
Anlattıklarının karmaşıklığını anlattıklarını anlatırken saçlarını birbirine bulaştırarak çözmeye çalışan adamı gördüm ismi İskender, üstelik ayak tarak kemiklerini kırmış başka bir karmaşıklığında
Elimdeki kanı kabuk bağlamış çizikleri gördüm bunları yazarken
Kazağımdaki baykuşu gördüm yazdıklarımı izleyen
ama
dolunayı görmedim bu gece...
15 Ara 2013
Dünyayı güzellik kurtaracak...
Dünyayı güzellik kurtaracak, aşk kurtaracak, şiir kurtaracak!!! inanıyorum
inanıyorum bu pankartlara, taşımaktan hep utandığım kalabalıkta
sözüne inandığım ama yazmak eylemini bile başka zorunluluklara feda ettiğim
yine de inanıyorum, dünyanın kurtulacağına bu inanışla...
ama insanlık kurtulmayacak bence, insanlık kendi kuyusuna hep koşacak
piramitini inşa ederek tırmanırken gölgesini labirentte kaybedecek
ama dünya kurtulacak, güzellikle, aşkla ve şiirle...
çünkü aslında güzellikler, aşk ve şiir insandan azade, ondan öte...
insan suretinde görse de yaşamayacak güzellikleri,
yaşamayı bilmez çünkü insan öğrenemeyecek
görmeyi izlemeyi bilir hep onu bilecek,
kuyusunda da gökyüzünü görecek,
koştuğu kararnlıkta arkasındaki ışığı hiç bilemeyecek,
ama dünya hep o ışıkla kurtaracak kendini
tekrar tekrar...
inanıyorum bu pankartlara, taşımaktan hep utandığım kalabalıkta
sözüne inandığım ama yazmak eylemini bile başka zorunluluklara feda ettiğim
yine de inanıyorum, dünyanın kurtulacağına bu inanışla...
ama insanlık kurtulmayacak bence, insanlık kendi kuyusuna hep koşacak
piramitini inşa ederek tırmanırken gölgesini labirentte kaybedecek
ama dünya kurtulacak, güzellikle, aşkla ve şiirle...
çünkü aslında güzellikler, aşk ve şiir insandan azade, ondan öte...
insan suretinde görse de yaşamayacak güzellikleri,
yaşamayı bilmez çünkü insan öğrenemeyecek
görmeyi izlemeyi bilir hep onu bilecek,
kuyusunda da gökyüzünü görecek,
koştuğu kararnlıkta arkasındaki ışığı hiç bilemeyecek,
ama dünya hep o ışıkla kurtaracak kendini
tekrar tekrar...
10 Ara 2013
hissiyatların ayarı
Kulaklığını takınca bilgisayar başında bir odaya girmiş gibi olunur ama çıplaktır oda yine de.
Ağlayamazsın mesela, kaşırsan burnunu görünür. Ekranına bakarsın, tavan yasaktır. Canı sıkan bir telefon konuşması sonrası hissiyatının ince ayarını ayarlamaktan yorulan beyinin susmaz. Ya ayarlanamazsa hissiyat, telefondakinin hırçın hissiyatı geri püskürtülemez ise yapışırsa sümük gibi yüze göze, ya hissiyat patlarsa içe doğru, büzüşürse iç ekşilik gibi yeşil yeşil. İsmi milletimizden armağan, unesco tarihi miras listesinde gururumuz kahvemiz çok güzel ama çok çabuk bitiryor! Kısacık bir es yetmiyor üç yudum. Daha buyuk olunca da fincan tadı böyle olmuyor. Bu bitti bitecek telaşı ve yudumumların büyüklük ayarı . Herşey bu kadar ayarlı olmasa keşke, telefona kustuğumda Levent’den Gümüşsuyunda avizeden fışkırsa keşke, kahvenin fincanı küçük ama keyfi ayarsız büyük olsa. Olsa da olsa…
12 Kas 2013
günler
In Rome, the days of the week were named after planets and the sun and moon:
Sunday . Sun
Monday . MoonSunday . Sun
Saturday . Saturn
11 Kas 2013
aa' dan hafta baslagıncı siiri:
cansever'den
mukabeleler:
Diyorum,
bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk;
Birleşip
salıverelim iki tek gölgeyi.
Gölgesiz
kıpırtısız
Yalnızlık
sensin.
Konuşuyorum
kendi kendime odamda
Bir
portakal suyu iç, ya da içme, ne yaparsan yap
Yalnızlık
sensin.
Bir giden,
bir dönen, sonra yeniden giden
Şiire
dönüşen bir yalnızlıksa bu da
Bir sen
varsın, ordasın, kısık sesli yalnızlık
-->
Bu benden:
Bir tür korku, karnımda bir bulut boğum boğum
gıcırdıyor durdukça
o umutcuk, o pırıltı hep sessiz olacak
çıkası yok bulutun, içe doğru hep
çıksa toz olacaktı zaten
içeri büyüme zamanı şimdi
hazırlarlar hep herşey herşeylere
belki hiç hazır olunmayacaktır
ama bulut çıktığında dışıma
uçsuz kuyruksuz yağmurlar yağacak ve
çürüyecek bir yerlerde bir meyve...
10 Kas 2013
Bulut ve umutcuk
Gezi Parkı Direnişinin Mimari Ölçeği
XXI Temmuz/Agustos 2013
https://issuu.com/xxi_dergi/docs/xxi_temagu13
Gezi Parkı direnişinin alt üst ettiği birçok tanım var. Direniş öncesinde çok rahatlıkla kullandığımız birçok tanım ve genellemeyi artık yeniden ele almak durumundayız. Direniş ile birlikte mimari söylem içinde yer alan “Kamusal Alan” tanımı da benzer bir dönüşüm geçirdi. Direniş öncesi ortamda yapılmaya çalışılan her kamusal alan tanımı aslında asla gerçek olarak yaşanmamış bir deneyimi varsayma çabası imiş.
Mimari projelerimizde üzerine en heyecanlı fikirleri ürettiğimiz, hakkında tezler yazdığımız kamusal alan, donmuş bir temsil alanı olmaktan çıkıp planlanmamış, projelendirilmemiş, anlık ortak bir deneyimle yaşanan ve asla temsili hale getiremeyeceğimiz bir his olarak belirdi. Ve biz şimdi alışık olduğumuz temsil araçları ile bir türlü görünür hale getiremediğimiz bu his ile ne yapacağımız bilemiyoruz.
Birçok video, çizim, görsel tanımlama ve kaydetme çabası ile bir türlü temsil edemediğimiz bu his mimarlar için birtür eksiklik hissini de beraberinde getirdi. Direniş içinde yaşanan, yaşandıkça yeni deneyimleri kendi içinde doğuran kamusal deneyim mimarlar için de coşkulu bir deneyim idi fakat alışkın olduğumuz temsil alanları içinden ele alındığında ise yaşattığı eksiklik hissi ile tuhaf bir çelişkiye neden oldu.Herşey dilimizin ucunda ama ne söyleniyor, ne yutuluyor…
Mesleki alışkanlıklarımıza ve tanımlama sistemlerimize başvursak da hepsi geçersiz. Belki bu deneyim birçok tez, birçok proje doğuracak ama “aslı” sadece bu deneyimi yaşayanların ortak belleğinde kalacak. Biliyoruz ki bu deneyim ne mimari bir projenin sonucu olabilirdi ne de bir mimari projede sabitlenebilecek.
Daha da tuhaf olanı kendi uzmanlık alanımız içinde gördüğümüz kamusal alan bizim dışımızda ve öngörülmeden yaşandığında da bizler mimar olarak bu deneyim içinde varlık gösteremedik. Mimarların direnişin başlangıcında oynadığı rol önemli olmakla birlikte, direnişin deneyimindeki varlıkları resmi itirazlarının ve bildirilerinin ötesine geçemedi. Bu süreçte, kamusal alan içinde en belirgin mimari üretimler ise mimar olmayanlar tarafından gerçekleştirildi. Ve bu örneklerin çoğu, projelendirilmeden ve temsil araçları ile temsil edilme aşamalarına tabi tutulmadan, o anda, o zaman içinde inşa edildi ve o anda deneyimlendi. Sadece temsili proje ölçeğindeki bir deneyim alanı içine hapsolmuş olan bizlerin ilk aklına gelen ise önümüzde duran bir taşı diğer bir taşın üstüne koymak değil projeler üzerinden konuşmakdı.
3 Kas 2013
Günes tutula Akrep'e...
....Peki nesneleştirmeden hayatım nasıl ola ki?
Şu çamaşırlıkta asılı donlarım
üstelik çamaşırlığın en pahalı metalik renkli olanına asılı
ve çiçekli ve dantelli ve penye
Sobanın yansıyan sıcak turuncusu
pencerenin arkasında sonbahar renkli sarmaşık
üstelik güneş tutuldu tutulacak,
elbet bu nesneler kendililerinden gayrı ve öte bir tutkalla bağlıdırlar.
Ama bu kırmızı koltuktan oturup bakınca;
çamaşırlığa asılı donlar, küçük bir yer sobası ve sararmış sarmaşık gibi duruyorlar..
Şu çamaşırlıkta asılı donlarım
üstelik çamaşırlığın en pahalı metalik renkli olanına asılı
ve çiçekli ve dantelli ve penye
Sobanın yansıyan sıcak turuncusu
pencerenin arkasında sonbahar renkli sarmaşık
üstelik güneş tutuldu tutulacak,
elbet bu nesneler kendililerinden gayrı ve öte bir tutkalla bağlıdırlar.
Ama bu kırmızı koltuktan oturup bakınca;
çamaşırlığa asılı donlar, küçük bir yer sobası ve sararmış sarmaşık gibi duruyorlar..
1 Kas 2013
30 Eki 2013
tatil dönüşü karın ağrısı ve biriken işler...
ama açılmış kulaklar, duyar olmuş kuş seslerini olur olmaz
gidilecek bir yer yok aslında keşfettik bir de böylece
bu şehirde de kuşlar varmış halbuki...
ama açılmış kulaklar, duyar olmuş kuş seslerini olur olmaz
gidilecek bir yer yok aslında keşfettik bir de böylece
bu şehirde de kuşlar varmış halbuki...
3 Eki 2013
luna'lı ipek'li volume-1
"Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur, terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz." Kurtlarla koşan kadınlar syf 262- Luna'nın 1. yaş mesajı
2 Eki 2013
İşte o kalemler ve traşçı yeşil, en büyüğünden...
Kalemlerin ucu sivri ve renkli
Ben yine isteksiz, öylesine...konuş konuş yaz yaz
ama yaz da bitti zaten!
25 Eyl 2013
kg dedi: tek sorun söylediklerinde
kendini bir duruma iskele etme eğilimi..
sanatt an kurtulmak demek herbir fazlalığımızdan kurtulmak demektir sanırım...
kendini bir duruma iskele etme eğilimi..
sanatt
23 Eyl 2013
tabi ki yaşanmaya değer olan seçiliyor,tabi ki...
kahve biraz sulu içilyor tabiki
ve tabi ki sokak köpekleri rüyalarında koşuyor, uyurken bu pis sokaklarda
ve hergün yine de kendin için beş şey bulunamıyor
başkalarında bin olan sen de beş olmuyor
olmasın napalım...
kahve biraz sulu içilyor tabiki
ve tabi ki sokak köpekleri rüyalarında koşuyor, uyurken bu pis sokaklarda
ve hergün yine de kendin için beş şey bulunamıyor
başkalarında bin olan sen de beş olmuyor
olmasın napalım...
lilith
Hepimizin hayatın yaşanmaya değer ve güvenilir bir yer olduğuna inanmaya ihtiyacımız vardır. Ve hepimizin pek de öyle olmadığını düşündüren bir takım anılar
5 Eyl 2013
Biz renkleri, kumda açan çiçekleri
dağların denizlerini
Zeus'u Atena'yı, zeytini ve dallarını
temiz çorapları ve elimizi yıkamayı
severiz.
Şükür ki onlar da bizi dedim Taşev'e
24 Ağu 2013
17 Ağu 2013
Bugünün sorusu buymuş:
what i want?
what i need?
17 si geyikli
kaydedelim biz de geyikli gece gibi
bir şiiri anlatmak başka bir dile ne zor ama
anladı Taşev
imkansız hiç değil
bir eli boynuz gibi yaptığında o mitolojideki ay dan başlıyorsa hiç değil
ama yine de bazı şeyler imkansız
olsun kaydedelim bugunü geçmiş acılarımızla yine ucundan atlattığımız en büyüğünü
ama hissettiğimiz o çaresizliği
ve yenilerini de üstüne alalım altına yazalım
asla gerçekmiş gibi bile olmayacaklar büyüklerinin yanında
ama yine sızlayacak bir yerler el mahkum
"düşünme hiç" çalacak plaktan birgün
ve koşacağız bugüne, bu geceye geyikli geyiksiz
o zaman da bugünü özleyeceğiz biliyorum
kırdığımız farketmeden ve ısırdığımız parmaklarını, birini
anlattığımız birisine dramaları ne çok sevdiğimizi...
kaydedelim sadece yine hatırlamak için
işimiz ne hayatta, unutmak ve sonra yeniden bir anda....
16 Ağu 2013
Bir fitil
kulaktan almalı
sonra sessiz zihinnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn tın tın
kulaktan almalı
sonra sessiz zihinnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn tın tın
6 Ağu 2013
karadeniz coğrafyasından Prvn'ciğim egeye gelince dedi:
"Bu kadar taş olur mu yav!! Bir zamanlar buralara taş yağdı herhal"
"Bu kadar taş olur mu yav!! Bir zamanlar buralara taş yağdı herhal"
yerbasığı oldu de Prvn: yeni doğan bir bebek çok esnerse yerbasığı olmuş olurmuş.
Beşiğine şeftali yaprağı koyalım...
Beşiğine şeftali yaprağı koyalım...
4 Ağu 2013
Turgut Uyar'ın Dogumgünü
Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Her şey naylondandı o kadar
30 Tem 2013
27-28
Bu hafta sonu bir şeyler oldu.. oldu oldu oldu
keep remembering....
Bu hafta sonu bir şeyler oldu.. oldu oldu oldu
keep remembering....
26 Tem 2013
Ve bugün bir nhr geldi.
Ve bugün hala oldum.
Bugün bir nehir hatırlattı yeniden
ahşap bir tekne olmanın gerekliliğini...
Ve bugün hala oldum.
Bugün bir nehir hatırlattı yeniden
ahşap bir tekne olmanın gerekliliğini...
it still there!
zaman dedik bir mesele
herkesin zamanı ayrı birer mesele
bazen bir filmin içinde akıyor
bazen bir film benimle birlikte akıyor
ama sadece bütününe bakınca anlaşılıyor..
23 Tem 2013
13 Tem 2013
Bazı dişçiler insanı çürük sanarmış..
10 Tem 2013
O çocuk öldü
bu çocuk yaşıyor
onlar öldü
bunlar olanlar burada
sloganlara kuyruk, hangi devrimin şehitleri
hangi günahın kurbanları
Ben neden bu kadar borçlu
kahramanlara ya da kurbanlara neden ihtiyacımız var?
4 Tem 2013
Kiraz mevsimi
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu.
Sait FaikAbasıyanık
27 Haz 2013
İstanbul’un Kent Müzesi Gezi Parkı Direnişi’dir
24/06/2013/ skopbülten / Yuvacan Atmaca
Hafızanın mekânsallaşmasında ve ortak deneyimlerin aktarılmasında kent müzeleri ayrı bir yer tutmaktadır. Bir kentin tarihi boyunca edindiği tüm deneyimleri ve imgeleri aynı mekân içinde temsil edebilmek elbette imkânsızdır. Özellikle Türkiye gibi, kentsel her tür verinin iktidarlara oyuncak edildiği, farklı anlamlarla kodlandığı ve oluşturulan farklı değer mekanizmalarıyla kamuya aktarıldığı ülkelerde bu iş neredeyse imkânsız gözükmektedir.
Bu imkânsızlığın yanında, kamusal olanın deneyiminin hiçbir şekilde kentsel ölçekte görünür hale gelemediği bir kültürde kent müzeleri önemli bir noktada duruyor. Kent müzeleri de kentlilerin kentle kurdukları ilişkinin tarihselleştirilmesinde ve bir hemşeri öznelliğinin oluşmasında önem taşıyor. Bu önem genellikle “şanlı tarih” retorikleriyle kabartılan bir gurur ve dramatize edilen bir yerel mimariyle oluşturulmaya ve öğretilmeye çalışılan bir aidiyet duygusu ve kimlik olarak ele alınır. Ama aslında kent müzeleri, kentlilerin kişisel deneyimleri ve elde edilen kişisel imgeler ile kamusal deneyim ve imgelerin gerilimli karşılaşma mekânlarıdır.
Yıllardır oluşturulması beklenen İstanbul Kent Müzesi de bu durumu ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla düzenlenen Kent Müzesi Çalıştayı’nın, müzenin oluşturulmasında görev alacak kişilerin çoktan belirlenmiş olduğu gerçeğinin ortaya çıkmasıyla göstermelik olduğu anlaşılmıştı. Ayrıca, bu Çalıştay, İstanbul hakkında şimdiye kadar yapılmış olan birçok sergi ve çalışmaya ait birikimin de hiçbir şekilde değerlendirilmeyeceği gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Şimdi bunlara ek olarak, Gezi Parkı direnişi dolayısıyla yapılan açıklamalarda, Çalıştay’da kent dışında oluşturulacağı açıklanan Müze’nin Gezi Parkı’nda yeniden inşa edilmek istenen Topçu Kışlası’na taşınabileceğinden bahsediliyor. Böylece besbelli, Kışla yapısının, protesto edilen alışveriş mekânlarına alternatif olarak daha sevimli ve makul gözüken İstanbul Kent Müzesi projesiyle pazarlanması hesap ediliyor.
Oysa, tam da bu açıklamaların yapılmasıyla eşzamanlı olarak, Gezi Parkı’nda, hiçbir kurum tarafından, hiçbir temsiliyet aracılığıyla mekânsallaştırılamayacak biçimde, bizzat kentliler tarafından zaten bir müze oluşturulmaktaydı. Hem de ne eğitici bir misyon üstlenerek, ne de piyasayla ilişkilenerek…
Bu oluşum, bilindik anlamda kentin farklı zamanlarının nesnelliklerinin toplanması, biraraya getirilmesi ve sergilenmesinden değil, kentlinin kendi iç potansiyel enerjisiyle keşfederek deneyimlediği, hiçbir zamana ve duruma referans vermeyen, fotoğraf ve benzeri kayıt türleriyle nesneleştirilemeyecek ve böylece arşivlenemeyecek, dolayısıyla hiçbir piyasada değer arz etmeyecek bir oluşumdu. Sadece bu deneyimi yaşayan insanların kişisel belleğinde kayıtlanacak ve birebir onlar tarafından kişisel ilişkiler aracılığıyla aktarılabilecek bu deneyim, nesneleştirilmiş değerlerin ötesinde kentli için yeni bir imge ve değer sistemi yaratmıştır.
Birbirine benzemeyen, hatta zıt birçok şeyin biraraya geldiği Taksim Gezi Parkı, yarattığı imgelerle, hikâyelerle kent belleğine dahil olmuştur. Böylece, kamusal olanın bir kural koyucu olmadan nasıl düzenlenebileceği ve tecrübe edilbileceği konusunda bir kent müzesinin canlandıramayacağı muhteşem bir sahne kurmuştur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











