6 Mar 2016

Bir özneye (Ben), hatta bir biçimle maddenin kombinasyonuna atfedilmeyecek belli bir bireyleşme tipi var. Bir manzara, bir olay, günün bir saati, bir hayat ya da bir hayat parças›... bunlar baflka türlü ifllerler. Müzikteki bireylefltirme sorununun, kuflkusuz çok karmafl›k olmakla birlikte, bu ikinci paradoksal bireyleflmeler tipinde oldu¤unu hissediyorum. Bir cümlenin, müzikte küçük bir cümleci¤in bireyleflmesi

denen ey nedir? En ilkel seviyeden, görünüflte en kolay olan›ndan yola ç›kmak istiyorum. Bir müzi¤in bize bir manzara hatırlattığı olur. işte Proust'daki o ünlü Swann sahnesi: Boulogne Korusu ve Vinteuil'ün minik cümlesi. ister ça¤r›fl›mla, ister sinestezi denen olgularla seslerin renkleri hat›rlatt›¤› da olur. Son olarak, operalardaki motiflerin kiflilere ba¤land›klar›, mesela bir Wagner motifinin bir kifliye iflaret etmeye hasredildi¤i de olur. Böyle bir dinleme tarz› bofl ya da önemsiz de¤ildir; belki belli bir gerilim azaltma düzeyinde buradan geçmek de gerekir, ama bunun yeterli olmad›¤›n› herkes biliyor. Çünkü, daha gergin bir düzeyde, manzaraya gönderen art›k ses de¤ildir, aksine müzik bizzat içerdi¤i tam anlam›yla sesli bir manzaray› kuflat›r (Liszt'te oldu¤u gibi). 


Bu, renk mefhumu için de söylenebilir ve sürelerin, ritimlerin, daha somut olarak t›n›lar›n bizzat kendilerinin renklerden, görülebilir renklerle örtüflmeye gelen ve görülebilir renklerle ayn› süratlere ve ayn› geçifllere sahip olmayan tam anlam›yla sesli renklerden olufltu¤u düflünülebilir. Üçüncü mefhum, yani kiflilik için de
öyle. Operada belli bir kiflilikle ba¤lant›l› motifler ele al›nabilir; ama Wagner motifleri yaln›z d›fl bir kiflili¤e ba¤lanmakla kalmazlar, dönüflürler, at›ml› olmayan, dalgalanan bir zamanda özerk bir hayat kazan›rlar ve böylece bizzat kendileri, kendi bafllar›na, müzi¤in içinde kuflat›lm›fl kiflilikler haline gelirler.
Bu üç farkl› mefhum, sesli manzaralar, duyulabilir renkler, ritmik kiflilikler böylece alt›nda at›ml› olmayan bir zaman›n çok özel tipten bireyleflmelerini üretti¤i görünümler olarak beliriyorlar. 
......En apaçık, en dolaysız karakteri bakımından, at›ml› olmayan dedi¤imiz bu zaman›n süre oldu¤unu, ölçü ister düzenli, isterse düzensiz, iter basit ister karmafl›k olsun, ölçünün elinden kurtulmufl bir zaman oldu¤unu söylemeliyiz. At›ml› olmayan bir zaman karfl›m›za her fleyden önce türdefl olmayan, niteliksel, birbirleriyle kesiflmeyen bir süreler çoklu¤u ç›kar›r. Bunlar birbirlerine nas›l eklemlenecekler, çünkü aç›kças› en genel ve klasik çözüme varmayı hedeflemiştik. Bütün hayati sürelere ortak bir ölçüyü ya da ölçülü bir kadansı atfetmeyi zihnimize b›rakmaya dayanan en genel ve klasik çözüme baflvurmay› aç›kça reddetti¤imizden, bunlar› nasıl eklemleyeceğiz birbirleriyle?


BİYOLOJİ Tümüyle farkl› bir alana gidersek, günümüzün biyologlar› ritimlerden bahsederken benzer sorularla karfl›lafl›yorlar diye düflünüyorum. Onlar da türdefl olmayan ritimlerin birlefltirici bir biçimin yönetimi alt›na girerek eklemlenebileceklerine inanmay› reddediyorlar. Hayat ritimlerinin, mesela 24 saatlik ritimlerin eklemlenmelerini onlar› bir araya getirecek bir üst-biçimle, hatta daha temel süreçlerin düzenli veya düzensiz bir sekans›yla aç›klamaya çal›flm›yorlar. Bu eklemlenmeleri hepten bambaflka bir yerde, hayat-alt›, hayat-berisi, heterojen (türdefl olmayan) sistemleri katedebilen moleküler titreflim-yarat›c›lar (oscillateur) nüfusu ad›n› verdikleri fleyde, yani efllendirilmifl titreflimli moleküllerde ar›yorlar – ki
bunlar da bu süreçte, ayr› ayr› kümeleri ve süreleri katetmeye giriflecekler. Eklemleme, birlefltirilebilir ya da birlefltirici bir biçime ba¤l› olmad›¤› gibi, metrik, kadansl›, düzenli ya da düzensiz herhangi bir ölçüye ba¤l› da de¤ildir. Farkl› katmanlarda ve farkl› ritimlerde sal›verilmifl baz› molekül çiftlerinin faaliyetlerine ba¤l›d›r. MÜZİK Müzikte de benzeri bir kefliften bahsedilebilmesi salt bir metafor de¤ildir: notalar ya da saf tonlar yerine ses molekülleri. Tümüyle heterojen ritim katmanlar›n›, süre katmanlar›n› katedebilecek efllenmifl ses molekülleri. ‹flte at›ml› olmayan zaman›n ilk belirlenimi bu. 
 
 

4 Mar 2016


'Ses en net sınırdır. Sınırlar görülebilirlik ile ilişkili görünür daha çok. Oysa evlerimizde yalnızca duvar inşa etmeyiz, bitişikteki komşumuzun evdeki konuşmaları duymaması da gerekir. Müzikteki izolasyon en az sinemadaki kadraj kadar önemli bir sorundur. Ses her haliyle en az görüntü kadar mekânsaldır ve bir araziyi işgal eder.'


Ulus Baker Önsöz / Deleuze İki Konferans /Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman 

29 Şub 2016

yapabileceğin onca şey arasından
ne yapmayı istediğin bu kadar önemli mi?

24 Şub 2016

Ursula ve yazmak...

Yazmak, mecrası ne olursa olsun, sözcüklerden oluşur; sözcüklerse bedenseldir, bedenden ve nefesten oluşur, beden tarafından alımlanır, bedenle hissedilir; sözcüklerin ritimleri bedensel ritimlerdir.  -
See more at: http://www.edebiyathaber.net/oykuyu-oyku-yapan-nedir/#sthash.YF97h9AX.dpuf

23 Şub 2016

sıkkın ve bıkkın, 
hiçbir şey yapmak istemiyor canlar; haklısın!
yine de hoş bir rastlantı dedi Blnt,

Karşı çatıya bir martı kondu 
bir şiir yazılmak istendi
öyle çok her şey ve içerde işte
istemek doğurmuyor 
köprüler geçiliyor minareli tepeye doğru
bakıyor martı kargaya,beyaz siyaha
gökyüzü bulaştırmaz sesleri de renkleri de
öyle durur da bulaşmaz hiç birşeye...

20 Şub 2016

İyi ki doğmuşsun bir zamanlar
ölüsün şimdi
ne tuhaf

18 Şub 2016

Pat Pat Pat

' bizler iyiyiz, en azından vücut bütünlüğümüz tamam.
teşekkür ederiz. hepimiz dikkatli ve tedbirli olalım.'

Tek parça ölebilecek miyiz? sorusu

16 Şub 2016

yine yeni yeniden devam

'Değişim doğum sancısı, ergenlik ağrısı
insanın gözü gelecek, gönlü mazi' dedi kitap falı
hasır paspaslar üzerine yerleşmiş saksı çiçekleri ile elips sehpalı odada
başka bir vedayı beklerken ben

Kırmızı halısı ile renkli mi, değil mi emin olamayan diğer odaya geçince
Üzerinde pastel renkleri ile başka odadan konuşur gibi ama karşımda Erkn dedi ki:

Yutkunmak gerçekliğin çölünde ......seçtiğinde özgürleşmek........yerini bulmak, bulamamak
o beklediğin toprak yok, vermeyecek hayat.........ama olan belki biraz senin olacak......
olmayı bekleme, oldurmayı iste........bu sızıntı nereye akacak kim bilir?......mutluyum tanıdığıma.....


O koltuğa oturamayıp ağlayamadıklarım bende
ağladıklarım orda,
paylaştık sonra sonra sarıldık!

Belki yazgı belki oyun
Çıktım hep odalardan, başka odalar hep yan yana...hoşgeldin dediler



12 Şub 2016

yine yeni yeniden...


hesapsız plansız dost olmuştu cebe
içi boş bomboş şimdi
duman kaçmış dediler
solmuş dediler, solmak gitmekmiş aslında
perdeli desenler hoşgeldinmiş

yaslanmıştı cebe
kocaman bir saat farkı varken orası ile burası arasında aramıştı
ağlattın beni demişti
otel odasının hiç öyle bir niyeti yoktu ki
free people the markası dikişli cebin
özgürdü ondan ondan severdi
ama giderken hoşçakal dememişti
o kalmıştı belki de hiç hoş değildi
ama giden bilmezdi ki
kim gitmişti ki
solmuştu cep,  o hala dost gibi gitmişti
sarılmazdı bir daha kesin





11 Şub 2016

Gizlen ki ortaya çıksın, sakın dışardan
bu bencillik değil
sendeki de önemsiz ve önemli!

5 Şub 2016


eğretileme

Benzetme amacı güdülerek, sözün başka bir söz yerine kullanılması suretiyle yapılan söz sanatı.
doğrudan benzetme diyemiyorMUŞUZ çünkü benzetmede, benzetme­nin iki temel öğesi olan benzeyen ve benzetilen kullanı­lırken, eğretilmede ya benzeyen ya da benzetilen kullanılıyorMUŞ...


Umberto Eco’nun (1992, s.211)  açık yapıt tanımı bu dönüşümü şöyle açıklar:
‘‘Biçim, bir eğretileme sürecinin doruğuna erişmesi ve bir dizi ardışık yorumun başlangıcıdır. Bir eğretileme ürünü olarak biçim, sonucuna varmış olan oluşturma sürecinin kesilmesidir. Ancak biçim olma olgusu, onu sonsuz sayıda değişik bakış açısına açmış olduğundan, kendisini bir biçim olarak edimleştiren süreç, sürekli bir yorum olanağı olarak da gerçekleşir. Bir biçimin kavranılması ve yorumlanması, oluşturucu süreci tersine yeniden izleyerek, durağan düşünme içinde değil, devinim içinde biçime yeniden yeniden sahip çıkarak gerçekleştirilebilir.

24 Oca 2016

Göz kapaklarımı, gözlerim kapalı olduğu için öpebilen soğuk
Kendimi bu manzaralı odaya kapattığımda yazılabilen makale
bu BULUTLAR odamı uçurduğunda göz bebeklerimi öpsünler...
O gün bugün değildi
O yüzden suya attım, gökyüzüne sustum...
                                                         Meis'e

19 Oca 2016

Facebookta 'ortu kadın için perde gibidir, ortusuz kadın perdesiz eve benzer ya satılıktır ya kiralık'
paylaşımını yapan kişinin, şantiyede hasta olduğumda bana topladığı kuşburnularından çay yapan ve her sabah üşümemem için ben gelmeden bir saat önce sobayı yakan kişi ile aynı kişi olduğunu bilmenin, ben de yarattığı 'tuvalette yakalanmışlık' hissi ve 'kadınsı umursamazlık', bu ülkede kadın olma halimdir.

18 Oca 2016

YÜZÜ ve KIÇIYLA ÇAĞIMIZ İNSANI





Ağabeyim Milan Kundera, Yavaşlık (La Lenteur) kitabında buyuruyor. (Özdemir İnce çevirisi, Can Yayınları, 1995, s.84): "Vincent, Julie'ye bakıyor ve birden büyülenmiş gibi oluyor: Beyaz ışık bir peri güzelliği verdi genç kıza, onu şaşırtan bir güzellik genç kızda önceleri görmediği bir güzellik, ince kırılgan, lekesiz, erişilmez bir güzellik. Birden, aklına nasıl geldi bilmiyor, genç kızın kıçının deliğini düşünmeye başlıyor." Kıç deliğini düşündükçe Vincent, daha da beyazlaşıyor. Julie, daha da güzelleşiyor."

Yunanistan'ın Delfi kentinde dinleyici olarak katıldığım bir felsefe toplantısının ardından 7 Haziran 1992'de defterime şunları yazmışım: "Felsefeci dünyada kıçıyla oturduğunu unutmasaydı, daha anlamlı, daha önemli şeyler söyleyebilirdi."

Kundera beden güzelliğindeki "kıç deliğinin" yerini keşfediyor! Avrupalı, ortaçağda unutmaya çalıştığı bedenini, 18.yüzyılda göklere çıkardı. Haz kazanında kaynattı. Hâlâ, çaresiz , kıç deliğinden mânevî kurtuluşunu arıyor! Julie beyazdır. Beyazlık kıçıyla anlam kazanmaktadır. Tin (mâneviyat) tende duruyor. Tini tenden ayıran Batılı düşünce, şimdi kıç deliğine kaçırdığı tini yakalamaya çalışmaktadır.

Felsefeci bedenini unutup düşündü yüzlerce yıl. Sanırım çoğu memur felsefeci aynı nisyân ile malûldûr. Beden düşüncenin, zihnin içinde idi. Descartes amcamız kabul buyurmadı. Dışa attı bedeni. Geniş omuzlu Platon'un Eros'u bedeni tanıyordu, hakikata yakıştıramıyordu belki. Beden ateşinin düşünceyi tutuşturabileceğini yadsıyamıyordu yine de. Felsefecilerin bedenle ilişkileri oldu elbette. Farâbî devlet yönetimini, ideal toplum düzenini ararken bedenle örneklendirmelere girişiyordu. Kalple bedenin organları arasındaki düzen ilgisini çekiyordu. Bir sıra düzeni içinde toplumun işleyişini bedenin işleyişine benzetmeye çalışıyordu.Çağımızda fenomenoloji, Husserl, Merleau- Ponty, Heidegger, Levinas, Sartre, Bataille gibi düşünür ve yazarların elinde, Freud'un Lacan'ın ipuçlarıyla, bedene nüfuz etmeye çalıştı.

Bedenin boyutları var: Hemen erotizm, hemen pornografi akla gelmemeli. Beden bir algılama ufku. Onunla algılıyoruz. (Schopenhauer amcamla, Nietzsche dayımın kulakları çınlasın. Hele Karacaoğlan'ın. Karacaoğlan hısmım olur: Emmim oğlu!) Onun elektriği ile çarpıyor gerçek bizi.

Yüz. İnsan yüzü bizi ahlaka çağırıyor, sonsuzluğu içinde. Vincent önce Julie'nin yüzünü görmüştür. Ondaki sonsuzluğu. Julie'yi tüketemeyeceğini görmüştür. Onu ezemeyeceğini, damgalayamayacağını. Şiddet uygulayamayacağını. (Romanda sevişemez onunla!) Burada Kundera'yı çarpan, yüzdeki sonsuzluğun insanı kıç deliğine götürebilmesi gerçeğidir. Doğrusu, Vincent'in düşünceleriyle düşünen Kundera'nın bu keşiften duyduğu heyecanı anlamakta zorlanıyorum. Julie'nin yüzünde kıçı, kıç deliği zâten vardır. Felsefece söylersek, yüz "verildiğinde", kıç deliği de a priori olarak verilir. Biz Türkler iyi biliriz bunu. Biliriz de saklarız hep. Utanırız söylemeye. Bu utanç bizim insan yüzünü görmemizi engeller. Julie'yi bir "gavur rakkâse" gibi görürüz, meselâ. Yakalayıp halletmemiz gerektiğini düşünürüz. Vincent'in iktidarsızlığıdır, kıç deliğini abartan. Saraylarında iç oğlanları ile hem hâl olamayanların hâlidir. Mehtaba bakar ve "gökyüzünün kıç deliği" der. Gökyüzünün kıç deliği olamaz sevgili Vincent. Senin ve Julie'nin olabilir. Sen hiç hapis yattın mı? Bizim oralarda namus senin mehtabına benzer. Mehtabını sürekli duvara dayamak zorundasındır. Bunları bil de Julie'ye saygısızlık etme! Romanda Julie, kendini Vincent'in gözüyle görememektir, yeterince. Sahip olduğu güzelliğin, kıçının farkında değildir. Çünkü yüzünü tanımamaktadır. Belki kıçını bir silah olarak görmektedir, Vincent'i baştan çıkarmaya yarayan. Erotizm kör bir haz avcılığı olarak yaşanmaktadır. Bedenim karşımdakine sözümü geçirebileceğim gücümdür. Bir savaş alanıdır seks, bedenler silâhtır. Bu savaşta yüz yüze geldiğimiz olur düşmanımızla. Ona ders vermemiz gerekmektedir: Güçlü kimdir, görmelidir! Boğuşur, bedenler. Seviştiklerini söyleriz.

Yüzlerce yıl bedensiz düşünmüştür Batılı. Şimdi düşüncesiz sevişmektedir. Sevişmede yüz yüze gelmek yoktur. Yüzler yoktur. Yüzleşme. Kıçlaşma yoğun sevişmelerin ardından, doyumsuz doyumlar gelir.
Kıçımızla seviştiğimiz gibi, kıçımızla düşünürüz. (Ben Sandıklı'lıyım. Bizim oralarda, "uyduruyor" yerine, "kafadan atıyor" denmez. "Götünden dürütüyo" -dürütüyor!- denir.) Kıçımız yüzlerce yıllık unutulmuşluğun intikamını almaktadır. Her halde "kalp"lerimizin üstüne oturmuyorduk bunca yıl, zihinlerimizin üstüne. Kıçlarımız vardı. Şimdi söylerken, utandığımız. Belki de nisyân yüzümüzle ilgiliydi. İnsanın yüzünü unuttuk. Yüzyüze, gözgöze gelmeyi. İnsanları yüzsüz, kendine özgü incelikleri ve dünyaları olmayan, dilediğimiz gibi, teorilerimize sıkıştırabileceğimiz "piyonlar" olarak gördük. Hitler hangi yahudinin yüzünü görebildi? "Coplar" ve "elektrik" yüzlerle kıçların karıştırılmasından yararlanarak çalışmıyor mu?

Vincent, Julie'ye şöyle bir mektup yazamaz mıydı (Mehmet, Zehra'ya!)?

"Sevgili Julie,

Yüzün, uzak yıldızlar gibi ulaşılamaz, avucumdaki gül gibi dokunabileceğim, erişip, sonsuzluğunda sonsuzlaşabileceğim bir varlık. Güzelliğin, yüzünün tüketilemez ufuklarına çağırıyor beni. Yüzündeki bedenini görüyorum. Bedenindeki bedenini. Bedeninden kopup gelen çığlığı duyuyorum. Biz sonlu sonsuz insanlar arasındaki aşkın çâresizliğinde, bedeninin her bölgesi muhterem. Sen muhteremsin. Arzum sana karışmaya çağırıyor beni. Sen de bana karış. Bedenlerimizin doğal açılımlarında karşımıza çıkan her uzuv çarpıcı güzellikleriyle düşüncemizi, duygularımızı kışkırtsın. Hayatın her mihnetini göğüsleyelim birlikte. Paylaşmanın, söyleşmenin, tükettikçe tüketemediklerimizin hazzıyla yürüyelim bedenlerimizin bahçelerinde. Yoksulluğumuz,yetersizliğimiz adım adım yok olsun. İnsan gibi insan olmayı öğrenelim sevişirken. Zulmetmemeyi, hak yememeyi öğrenelim."
Julie'nin yanıtını da siz yazın... 

Prof. Dr. Ahmet İNAM


Kaynak: http://phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/cagimizisani.htm

14 Oca 2016



'senin tezinin konusu ne? benim kompozisyonum iyidir istersen yardım edebilirim!' 
diyen teyzemin naif samimiyeti
ve olan şu olanlar

22 Ara 2015

İnsan kendisi için sıkılmadan usanmadan ölüm tasarlar.
Ölümü tasarlamak yazılan en iyi kitap, çekilen en iyi film, söylenen en iyi şarkıdır.


20 Ara 2015

Şu tabelalardaki ledler kadar neseli olsa her şey keşke

trafik ışığında duran arabaların kırmızı fren lambaları keşkesinde değil kendi kendine neşesinde

Şu kar soğuğunda asılı kalan Şu tarihi hamamın sıcak buharı

ısıtmasa da hiç kimseyi

ısrarla caddede ilerlerken

havada aslılı su damlası olmadan hemen önce  ve en zarif  figürünü

sokak lambası ışığında yapmışken

hemen altında duran arabaların umursamazlığına aldırmadan

şükretmiyorum bu odanın sıcağına

özlemiyorum da hiçbir heyecanımı

ölürken hep bir şeyler kıskanıyorum bu ledlerin neşesini

yazılar öyle akıp giderken yanıp sönerken çiğ renklerindeki neşe bir orda bir burda

17 Ara 2015

Thom Yorke: “Brit-pop bizim davetli olmadığımız bir partiydi. Fakat şimdi biz parti vermiyoruz, dolayısıyla kimse davetli değil. ha, ha, ha.”  demiş bir söyleşisinde.

Ben de davetli olmadığım bir partideyim sanki ve şimdi parti vermiyorum, dolayısıyla davetli yok.
Herkes burda şimdi böyle mi hissediyor acaba?

1 Ara 2015

Zihnimin ben olmayan hayallerinden kurtulmak
aslında ben olan yanakları, saçları, bakışları bulmak
istedim
nefes nefese nefesimi dinledim
uykumda rüyamı izledim
sol yanıma yatıp karın boşluğuma baktım
Sen daha doğmamış dediler

28 Kas 2015

bir kurşun



Bütün bu ölenler
bazen paramparça gürültülü dumanlı
bazen tek bir kurşun sonrası yüzükoyun sokakta
bazen evinin önünde çoluklu çocuklu
bazen de ama çok seyrek kediliğinden uykusunda
ama illaki bir sebepten
ciğerde toplanan su kesilen nefes

Ya hapsolan can lar cananlarından ayrı
Bütün bu olanlar

Elime taş düşse, boğazıma su kaçsa daha çok acıtır
bu acısızlık acımazlık bu alışmışlık
ekrana yansıyan donuk bakışlarım

Uzanmışım denize sırt üstü üstüm açık
deniz dümdüz
bir taş düşşe,   dalgasında ağlasam aksam denize

26 Kas 2015

6 gun oldu




Acıyor 

mutsuzluktan söz etmek istiyorum 
dikey ve yatay mutsuzluktan 
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun 
sevgim acıyor 

biz giz dolu bir şey yaşadık 
onlar da orada yaşadılar 
bir dağın çarpıklığını 
bir sevinç sanarak 

en başta mutsuzluk elbet 
kasaba meyhanesi gibi 
kahkahası gün ışığına vurup ta 
ötede beride yansımayan 
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi 
öbürünün bir kadından aldığı verem 
bütün işhanlarının tarihçesi 
bütün söz vermelerin tarihçesi 
sevgim acıyor 

yazık sevgime diyor birisi 
güzel gözlü bir çocugun bile 
o kadar korunmuş bir yazı yoktu 
ne denmelidir bilemiyorum 
sevgim acıyor 
gemiler gene gelip gidiyor 
dağlar kararıp aydınlanacaklar 
ve o kadar 

tavrım bir şeyi bulup coşmaktır 
sonbahar geldi hüzün 
kış geldi kara hüzün 
ey en akıllı kişisi dünyanın 
bazen yaz ortasında gündüzün 
sevgim acıyor 
kimi sevsem 
kim beni sevse 

eylül toparlandı gitti işte 
ekim falan da gider bu gidişle 
tarihe gömülen koca koca atlar 
tarihe gömülür o kadar

19 Kas 2015

Boşluksuz bulut odaya dolunca
Dolu dolu Yalnız
SarılDIM o zaten sarmışTI
Biraz alsam yanıMA
Biraz yutSAM gitmeden
Gelmez benim oralara
Oralar benim değil dermiş
Bu otel şimdi bura

Ama biz değil yumuk gözlüm yarın gitmiş
Gideceğini hiç söylememiş

Sen yine gel Ben yine gelirim o ama o hiç gelemezmiş

 foto by Senem Sinem

18 Kas 2015

Kimsiniz siz, burada beni bulan
ben daha kendimi bulamamışken
siz beni nasıl buldunuz?
ve ne anladınız kim bilir benden...
ve bilir misiniz burası ölülerin ardından ıslık çalanların ülkesi
daha neler neler...
çok soğuk burası
elimi kesmişim farketmemişim
200 kiloyu 8 adam asılmıştı
biz bunu hiç düşünememiştik

https://mattelliott.bandcamp.com/track/dust-flesh-and-bones

Dust Flesh and Bones


Some things are so dark that woe betide the light that shines on them
I swear to god I thought it was a sign  
This shallow grave recedes with every darkened patch of sky  
The withered, wearied features start resembling mine 
And in the disparate clamour of the chaos that surrounds you 
It's hard to know which of the voices that you hear  
Are your own  

Some things scar your heart so deeply that a howl is not enough  
To adequately purge the soul of pain 
Still you yearn for contact but the burden that you shoulder means 
you'll never trust a living soul again 
And in the disparate clamour of the chaos that surrounds you  
It's hard to know which of the voices that you hear  
Are your own 

This is how it feels to be alone, just like we'll die alone  

This is how it feels to be alone  
This is how it feels to be alone  
This is all that we can call our own  
Dust flesh and bone  
This is how it feels to be alone 
Just like we'll die alone

14 Kas 2015

1 Kas 2015

umutcuk vardı
balon oldu uçtu
ölmeye devam
şimdi turuncu bir valiz gelsin

28 Eki 2015

Üç tük
hep üç olduk
Düzlem olduk en nihayetinde
ve en asgarisinde
içinde olduk üçgenlerin alıştık
öğrendik köşeleri
köşelerde kararmadan durmayı
tüm bu olmaları öğrendik.

22 Eki 2015

“gülü çiğdemi filan bırak
sardunyayı karidesi filan bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır”
Turgut Uyar

18 Eki 2015

Ayvalık Sonbahar


Bu arayışlarımızın sonu yoksa  dedi
Ya bazı zamanların sonu yakınsa?
Amaaan dedi sonra....

15 Eki 2015

10 Eki 2015



Rengarenk ölüler

Ölmek bu kadar renkli ve kolay ve öylesine ya,

Yaşamak da bu kadar renkli ve kolay ve öylesine olsa keşke!

Kan Gar'a varmış

Bir de Gaz varmış






8 Eki 2015

Her şeyin birden fazla sebebi var!
İpek Yaz ilk kelimeler: Al Ver Baba Dop

5 Eki 2015

'iyi bir sanat eseri, insanların gürültüsünden, karmaşasından kurtarılıp sessizleştirilmiş, sezgi yumuşaklığına gelmiş ve susan bir şeydir. Dağların, ağaçların, kuşların, ırmakların yanına eklenecek bir şeydir'

http://kulturservisi.com/p/latife-tekin-iyi-edebiyat-dogaya-aittir-daglarin-irmaklarin-yanina-eklenir


2 Eki 2015

Ay gidiyor!
Canım ey
O en yavan dediğimiz öğretir de
O en derinine baktığımız bilmez
O en olmazdaki derini severim de bilirim de ben
Ay gidiyor!
Güllerim yanıyor...ve asfaltta tanklar yürüyor tıkır tıkır...


30 Eyl 2015

tutulmalar tutulmalar,
ölen çocuklar ve büyük adamların toplantısı...

28 Eyl 2015

İnsan yalnızken insandır. Gücünü yalnızlığından ve kendisinden aldığı zaman insandır. Gücünü kalabalıktan alanlar insanlıktan çıkar. Z. D. K.

20 Eyl 2015

Özneyi ve Nesneyi mutlak olmaktan çıkaran şey hikayesi

19 Eyl 2015

Bu tutamadığım içimdeki abzürd tül
yapışmış iç organlarıma
tülle sarılı iç organlarım kaşınıyor!

15 Eyl 2015

Bir yeni aydı, bir güneş tutulmuştu
ve doğmuştu Yaz bir zamanlar
ekelim tohumları üstünü altını düşünmeden
sevelim kedileri 
Yaz'ın gözlerine bakıp umutlu konuşalım
Bulutlar olsun bir sürü
Güneşi de çoklayalım her buluta bir tane
zaten kediler hep her yerde..

11 Eyl 2015

En kötüsü ne biliyor musun?
Kimse bu olanlardan utanmayacak...
Anlamasını beklemek zaten zor ama utanma bile olmayacak...
O en sevdiğimiz acılı şarkılar var ya
onlar da olmayacak

8 Eyl 2015

Herkesten tiksindim
tiksindim tiksindim
eşimden dostumdan, sokakta yanımda yürüyenden,
taksi şöföründen, nargileciden, büfeciden
uzaktan yakından akrabamdan
okul arkadaşımdan ilk okul ortaokul lise üniveriste
benim adıma konuşandan, susandan, bağırandan bağırmayandan
ölenden ölmeyenden herkesten tiksindim
tiksindim tiksindim
kusalım hep beraber kardeşcesine  ve kusmuğumuza bakalım tek başımıza hür!!

6 Eyl 2015

Daha ne kadar ölünür?
Daha ne kadar ölmeli?
Ölsek de bitmiyor
Ölmesek de
Niye ölüyoruz o zaman?

3 Eyl 2015

Var ama yok
yani yok
orda bir çocuk var ama yok
uyku gibi ama değil
yüzecekmişiz uykuda
ıslak kumun sertliğinde avuç
denizlerde ölmeyi ateşlere seçmiş gibi
uyku var gibi ama yok

18 Ağu 2015

Bir savaş nasıl filizlenir büyür, nasıl yenilir içilir
Gördük

3 Ağu 2015

Bir tepe olsaydı keşke şimdi şurada
Bazı sözler yuvarlanır dikkat et
Boynumda bir tesbih parlatır sözleri üzerime
Susasım var  ferahlıkla
Yutsak bulutları keşke şimdi burada
Ağlarız nasılsa her gereksiz ölüme şükrederek

27 Haz 2015

HAYAL İLE METAFOR ARASINDAKİ FARK

Bergson’da metaforlar aşırıya varacak kadar bol olsa da, hayallere çok ender rastlarız. Bergson için hayalgücü sadece metafor üretir gibi görünür. Metafor ifade edilemsi zor bir izlenime somut bir beden kazandırır. Metafor kendinden farklı psişik bir varlıkla ilgilidir.Mutlak hayalgücü’nün yapıtı olan hayal ise tersine, varlığını tümüyle hayalgücünden alır….Bu yanı ile metafor fenomenolojik incelemeye pek de uygun değildir. Metaforun fenomenolojik değeri yoktur. Metafor hakiki gerçek köklerden yoksun, imal edilmiş bir hayaldir.
Metaforun tersine, hayale kendi okur varlığımızı verebiliriz. Hayal varlık bağışlar. Mutlak hayalgücünün saf yapıtı olan hayal bir varlık fenomenidir, konuşan varlığa özgü fenomenlerden biridir. Mekanın Poetikası s: 106 dile gelen
Çağdaş bilimlerdeki kavramlaştırma konusuna çekmece metaforu ile karşılık veren Bergson’un metaforu kullanışını ilkel bir polemik olarak buluyor.
Çekmece metaforunu hayallere özgü o kendiliğindenliği bile yitiren, katılaştıran bir metafor örneği olarak tanımlıyor.
hayallere özgü kendiliğindenlik
Bir metafor önceden hissedilebiliyorsa, hayalgücü işin içinde değil demektir.
Metafor ifadenin yanlızca bir aracı olması gerekir, bunun bir düşünce olarak kabul edilmesinin tehlikeli olacaktır. Metafor sahte bir hayaldir, çünkü sözlü düşlemede oluşan bir hayalin, yani ifade üreten bir hayalin doğrudan erdemine sahip değildir. (ifadeyi kaba sokar)
Bazı nesneler olmasaydı içsel yaşamımız içsellik modelinden yoksun kalırdı. Bunlar karma nesnelerdir, nesne-öznelerdir. Bizim gibi, bizimle, bizim için bir içselliğe sahiptirler.
Armoire (dolap) sözcüğünü duyduğunda içinde tınlamalar uyanmayacak tek bir sözcük düşçüsü olabilir mi? 
Mekanın Poetikası s: 106 dile gelen

26 Haz 2015

Teze ilk görselini yapıştırdım.
Sinop cezaevi duvarı.....

25 Haz 2015

Hayatımızı Yola Soktu, Hayatımıza Huzur Girdi...

ve salyangozlar tezime girdi...


Absürd Fikirlere Çağrı: Kent Heykeli Yarışması

XXI olarak Absürd Fikirlere Çağrı yarışma dizisinin üçüncüsünü kent heykelleri için açtık. 25 Mayıs tarihinde sona eren yarışmada yarışmacılar, istedikleri kentin istedikleri yerinde, diledikleri teknikle tasarladıkları heykellere dair görselleri paylaştılar. 
URL: https://xxi.com.tr/i/absurd-fikirlere-cagri-kent-heykeli-yarismasi


23 Haz 2015

Artık ne modern öncesi bütünlük algısına ? sahibiz, ne 20.yy ın ütopyalarını

gerçekleştirebildik, ne de sosyal varlığımızı dünyaya uydurabildik, savaşları, yıkımları 

durdurabildik. Ama ısrarla hala inşa ediyoruz. Belki artık pek ütopyalar, hayaller yok ama 

inşa ediyoruz. İnşa ettikçe değiştirdiğimiz, değiştiğimizi varsayıyoruz. Hayal etmek ise yeni 

bir dine dönüştü. Olmak istediğimiz biz ve olan arasındaki boşluk hala aşılamayan 

genişlikte. isteklerimizi revize etmek ya da olan bizi revize etmek?

Heidegger Düşünceye Çağıran kitabında, düşünmeyi ikiye ayırır. Teknoloji devrimi ile ilişkilendirdiği “hesaplayıcı düşünce”, ve şeylerin gizini, anlamını açmamızı sağlayan düşünme biçimi olarak da sükunetle düşünen düşünce.  Sükunetle düşünen düşünce sermestilik( sarhoş olma hali) ve sırra açık olma tutumudur. (Heidegger, M., 2010, Düşünceye Çağıran, s:38-49)
Hesaplayıcı düşünme biçimi tanımı kolayca rasyonel düşünce, kartezyen düşünce ve beraberinde pozitif bilimlerin temelini oluştural bilimsel ve nesnel düşünme yöntemleri ile ilişkilendirilebilir. Yapılan hesaplar, varılan sonuçlar ve nedensellikler üzerinden elde edilen sistemler teknolojik devrimin de temelini oluşturmaktadır. Fakat teknoloji beraberinde bir yersizlik ve yurtsuzluk tur Heidegger için. Kendini bir zeminden koparılmış hissetmektedir.
Şeyleri sadece teknik bir şey olarak görmeyi red deder. Şeyleri yalnızca teknik şeyler olarak görme ve düşünmede bizi zeminsiz, bağlamsız, yersiz yurtsuz kılan nedir? Buna karşılık sükunetle düşünmede önerilen farklı tür ilişki eksik olan neyi tamamlar?

“daha öncede görmüş olduğumuz ve bazen son derece basit şeyler karşısında, çirkinlikler ve güzellikler karşısında bir şaşkınlık ortaya çıkmıyorsa hiçbir düşünce de üretilemez” s: 52

22 Haz 2015

imdat  imdat imdatttt
ve gidiyorum çunku dalımı kestiler sabah sabah!

16 Haz 2015


Bir yağmurlu bir güneşli bir doğmalar yine....



7 Haz 2015

seçim seçim seçim
uçaklı rüyalı
merkürlü marslı
konuşmalı konuşmalı beyaz şaraplı

17 May 2015

Ben gitti

bir karar verildi
vapurdaki kara böcekle karşıya geçildi
yine bir dans karşılıklı özgürlük dansı, kendi hapishanesine çağıran
buraya gelme diyen çizgilerde çiğnendi aşk
çiğnedikçe tatlanan o tadı ayaklarımdan söktü aklım
öylece dans edebildim böylece söyledim ama hiç bilemedim
kitaplarla bir deniz kıyısına varınca belki bilirim diye yine gittim..